Herkese Masal

Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle

Sponsor Bağlantılar


Kategoriler





Sitemizde toplam 425 masal ve hikaye bulunmaktadır.

1 3 6 7 A B C Ç D E F G H İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z





Kategorisi - Masallar
Ekleyen - Admin
Eklenme Tarihi - 13.07.2008
2
3,0
Rating:6,0 yıldız
Görüntülenme: 2291

 Oy ver...


Kara Kedi

Bir zamanlar, bir padişahın üç kızı varmış. Kızların üçü de çok güzelmiş. Kızların güzellikleri dünyanın her yerinde dilden dile dolaşırmış. Kızların üçü de gelinlik çağındaymış. Onlarla evlenebilmek için saraya gelen delikanlıların sayısı çokmuş. Kimini padişah, kimini de anne sultan beğenmiyormuş.



Sultan, bir gün padişaha:



- Hakanım, bu iş böyle olmayacak. Kızları isteyenlerden birine versek öteki delikanlılar kırılacak. Belki de kızlarımız bizim yüzümüzden mutlu olamayacaklar. En iyisi üç tane altın top yaptıralım. Tellallarla halka duyuralım. Kızlarımızla evlenmek isteyenleri sarayın önündeki meydana toplayalım. Kızlarımız altın toplarını atsınlar. Attıkları topun kim ykalarsa kızlarımızı onlarla evlendirelim. Böylece hiç kimsenin bir diyeceği olmaz. Kızlarımız da şanslarına razı olarak yuvalarını kurarlar. Bu güzel düşünceyi padişah da uygun bulmuş. Kızlarını çağırtarak verdikleri kararı bildirmiş. Sonra, sarayın kuyumcusunu isteterek iki güne kadar üç tane altın top yapmasını emretmiş. Toplar hazırlanınca, ülkenin her tarafına tellallar gönderilmiş. Tellallar:



- Ey ahali! Duyduk duymadık demeyin! Padişahımız kızlarını evlendirecek… ayın son Perşembe günü büyük kız, Cuma günü ortanca kız, cumartesi günü de küçük kız sarayın balkonundan birer altın top atacak… topları kim yakalarsa, padişahımız kızlarını onlara verecek… evlenmek isteyenler, o günlerde sarayın önünde toplansınlar, diye bağırıyorlarmış. Damat aylarını bir heyecandır almış. Adaylar içinden: “Ah, topu yakalayabilsem!” deyip duruyormuş.



Sonunda ayın son perşembesi gelip çatmış. Sarayın önü bir bayram yerine benziyormuş. Delikanlılar en şık elbiselerini giymişler, sarayın önünde padişahın büyük kızının altın topu atmasını beklemeye başlamışlar. O sırada padişah, sultan ve üç kızı sarayın balkonunda görünmüşler. Halkın sevgi gösterileri arasında büyük kız, altın topu balkondan fırlatmış. Top yuvarlana yuvarlana sarayın karşısındaki yoksul bir kulübenin önünde durmuş.



Sarayın bahçesinde bekleşenler buna razı olamamışlar.ş damat adayları bağırarak karşı çıkınca, padişah kızına bir daha atmasını söylemiş. Topu getirmişler. Kız bir daha atmış. Herkes büyük bir dikkatle top nereye yuvarlanacak diye beklerken, top yuvarlana yuvarlana yine gidip aynı kulübenin önünde durmuş. Bekleşen damat adayları bu kez de karşı çıkmışlar. Padişah, hak oyu üçtür diye topu bir daha attırmış. Altın top üçüncüsünde de aynı kulübeye gidip durmuş, orada kalmış. Bu kez kimse karşı çıkmamış.



Büyük kız:



- Demek kısmetim oradaymış, demiş.



Padişahın emriyle sarayın halayıkları büyük kızın gelinliğini giydirmişler, telli duvağını takmışlar. Sonra sarayın karşısındaki yoksul kulübenin önüne götürerek orada bırakmışlar. Kızcağız çekinerek kulübenin kapısından girmiş. Bir kenara oturup beklemeye başlamış. Uzun süre beklemiş, gelen giden olmamış. Sonunda canı sıkılmış, içeride dolaşmaya başlamış. Derken gözüne bir kapı ilişmiş. Şöyle eliyle iterek kapıyı açmış. Bir de ne görsün? Bu kapı koskocaman bir sarayın bahçesine açılmıyor mu? Hem de ne saray! Babasının sarayı bunun yanında küçücük bir kulübe kadar kalıyormuş. Prenses içeri girerek çevreye hayran hayran bakarak dolaşmaya başlamış. Sonunda sarayın içine girmiş. Gördükleri karşısında şaşkınlıktan donakalmış. Çünkü tüm eşyalar yakut, zümrüt, elmas, inci ve altından yapılmış. Kocaman mermer direklerin çevresi altın kuşaklarla süslüymüş.



Prenses:



- Babam bu ülkenin padişahı olduğu halde bu kadar zengin değil, diyormuş.



kızcağız böyle dolaşıp dururken oracıkta bir kara kedi belirmiş. Prensesin arkasından gelmeye başlamış. Nereye gitse kedi geliyor, yanından hiç ayrılmıyormuş. Sultanın buna fena halde canı sıkılmış. Kediyi kovmuş. Hayvan bir an kaybolmuşsa da gene gelmiş, prensesle dolaşmaya başlamış. Kız, sonunda kara kediyi yakaladığı gibi pataklamış. Kedi de canının acısından bağırarak gözden kaybolmuş.



Kedi gidince, sultan bir kapının altın tokmağını çevirerek içeri girmiş, bir de bakmış ki, ortada çok güzel hazırlanmış bir sofra duruyor. Üzerinde çeşit çeşit yemekler, türlü türlü meyveler varmış. Ama burada da kimsecikler yokmuş. Çevresine göz gezdirmiş. Burası da elmas, zümrüt, yakut gibi taşlarla süslüymüş. Masanın üzerindeki altın tabaklar, bardaklar insanın gözlerini kamaştırıyormuş.



Sultan, sofraya oturmuş yemek yemeye başlamış. Bu sırada kara kedi gene görünüş. Sultanın ayaklarına sürtünüyor, ona sanki yalvarıyormuş. Sultan kediye fena halde öfkelenmiş. Kalkmış, onu bir güzel patakladıktan sonra odanın kapısını açarak hayvanı dışarıya fırlatmış, kapıyı da kilitlemiş.



Karnını iyice doyurduktan sonra bir köşeye oturmuş. Akşam oduğundan ortalık kararmaya başlamış. Sultan, “Karanlıkta ne yapacağım şimdi?” diye düşünürken, masanın üzerindeki mumlar kendiliklerinden yanmışlar. Çok d a uykusu gelmiş. Kalkıp odadan çıkmış. Koridorda yürümeye, odaların kapılarını birer birer açmaya başlamış. Her oda, bir öncekinden daha güzelmiş. Hepsinden de mumlar yanıyor, ortalarda kimsecikler görünmüyormuş.



En son açtığı kapının önünde durarak içerisini hayran hayran seyre dalmış. Burası, babasının sarayında bile görmediği kadar güzel bir yatak odasıymış. Pırıl pırıl, ceviz ağacından yapılmış, oymalı bir karyola odanın bir köşesinde duruyor, üzerindeki altın sırmalarla işlenmiş, Kırmızı atlas yorgan göz kamaştırıyormuş. Altın işlemeli terlikler karyolanın ayak ucunda duruyor, sahibini bekliyormuş.



Sultan, içeriye girmiş. Karyolanın ayak ucunda kırmızı ipekli bir bohça içinde duran mavi geceliği giymiş, yatağa girerek yatmış.



Bir süre sonra, birtakım gürültüler duyan sultan, uyanmış. Gürültü gittikçe çoğalıyormuş. dışarıda rüzgar esiyor, şimşekler çakıyor, yer yerinden oynuyormuş. Sultan ne yapacağını şaşırmış. Kapılar kendi kendine açılıp kapanmaya, pencerelerin camları kırılmaya başlanmış. Fırtına, gittikçe çoğalıyormuş.



Birden ortalık aydınlanmaya başlamış, gürültüler azalmış. Sabahı zor eden sultan yataktan fırladığı gibi odadan çıkmış, koşarak sokağa sokağa çıkarak kendisini babasının sarayına atmış. Başından geçen kötü olayı,babasına, annesine, kardeşlerine anlatmış. Ama sarayın güzelliğinden hiç söz etmemiş.



O gün altın topu atma sırası ortanca kızdaymış. Evlenmek isteyen delikanlılar, şık elbiselerini giyerek sarayın önünde toplanmışlar. Padişahla, sultan ve kızları balkona çıkmışlar. Ortanca kız altın topu balkondan kalabalığa doğru fırlatmış. Top, hiç kimseye çarpmamış. Yuvarlana yuvarlana gidip karşıki yoksul kulübenin kapısına çarparak orada durmuş.



Bir gün önceki gibi gençler buna karşı çıkmışlar. Topun bir daha atılmasını istemişler. Padişah, topu getirtmiş. Ortanca kız yeniden atmış. Ne tuhaf iştir ki, top gene kulübeye gidip çarpmış? Delikanlılar yine karşı çıkmış. Padişah altın topu kızına yeniden attırmış. Fakat top gene aynı kulübenin önünde durmuş.



Bu duruma fena halde canı sıkılan halk, homurdanarak oradan dağılmış.



Ortanca kız:



- Ne yapalım, demek kısmetim o kulübedeymiş, diyerek kaderine razı olmuş. cariyeler ona da gelinliğini giydirmişler, süsleyip püslemişler, götürüp o kulübenin kapısından içeriye bırakmışlar.



Sultan, kulübede bir süre oturduktan sonra gözüne bir kapı ilişmiş. Eliyle iterek kapıyı açmış. Bir de görsün? Bu kapı koskocaman bir sarayın bahçesine açılmıyor mu? Hem de ne saray! Babasının sarayı bunun yanında küçücük bir kulübe kadar kalıyormuş.



Prenses içeri girerek çevreye hayran hayran bakarak dolaşmaya başlamış. Sonunda sarayın içine girmiş. Gördükleri karşısında şaşkınlıktan donakalmış. Çünkü tüm eşyalar yakut, zümrüt, elmas, inci ve altından yapılmış.



Derken yanında bir kara kedi belirmiş. Kedi, bacaklarına, eteklerine sürtünmeye başlamış. O da ablası gibi kara kediyi kovmuş. Ama kedi gitmemiş. Bu kez sultan kediyi iyice pataklamış. Kedi, acı acı bağırarak oradan uzaklaşmış.



Sultan, kediden kurtulunca yemek odasına girmiş. Masanın üzerinde her şey hazırmış. Çeşit çeşit yemekler, görülmemiş meyveler, tatlılar duruyormuş. Odanın eşyalarına, döşemesine, süslerine bayılan sultan, sofranın başına oturarak karnını güzelce doyurmuş.



O böyle yemek yerken, kara kedi gene görünmüş. Sultanın yüzüne yalvarır gibi bakarak miyavlıyor, ondan sanki yemek istiyormuş. Sultan, peşini bırakmayan bu kara kediye bu kez öyle kızmış ki, zavallı hayvanı adamakıllı pataklamış. Sonra onu dışarı fırlatmış. Hayvancağız acı acı miyavlayarak gözden kaybolmuş.



Sultan tek başına otururken havanın kararmaya başladığını fark etmiş. Bu sırada, masanın üzerindeki mumlar kendi kendilerine yanmışlar. Sultan çok şaşırmış. Uyku gözlerinden akıyormuş. Yerinden kalkarak yürümeye başlamış. Sonunda, o da, ablası gibi yatak odasının önünde durmuş. İçeriye girip kendini yatağa atmış, hemen uykuya dalmış.



Uykusunun en tatlı yerinde korkunç bir gürültü ile uyanmış. Pencereler çarpıyor, kapılar birbirine vuruyor, şimşekler çakıyor, gök gürlüyor, yer yerinden oynuyormuş. Korkudan yatağın içinde büzülmüş.



Korkudan titreyerek sabahı beklemiş.



Ortalık aydınlanır aydınlanmaz koşarak babasının sarayına gitmiş. Başından geçen kötü olayı annesine, babasına anlatarak ablasının haklı olduğunu söylemiş. Ama sarayın güzelliğinden söz etmemiş.



O gün altın topu atmak sırası küçük kıza gelmiş.



En küçük kız altın topu atmak üzere balkona çıkmış. Delikanlılar, gene sarayın önündeki meydanda bekliyorlarmış. Padişah, sultan ana ve kızları balkondaymışlar. Küçük kızdan başka altın top atacak kimse kalmadığı için herkes çok heyecanlıymış.



Küçük kız, altın topu savurmuş.



Top, o kulübeye gidip durmuş. Meydandakiler çok öfkelenmişler. Top atışı öncekiler gibi iki kez daha yinelenmiş. Ancak top üç kez de o eski kulübenin önünde durmuş. Top, sihirli bir el değmişçesine havada yön değiştiriyor, kulübeye yöneliyormuş.



Küçük kız çok heyecanlıymış. Kısmetinin de bu kulübede olduğunu duyumsamış. Meydandakiler üzgün bir durumda oradan uzaklaşmışlar.



Ablaları başlarına gelen kötü olayı küçük kardeşlerine anlatmışlarsa da o, hiçbirisini dinlememiş. Kulübeye gitmekte kararlıymış.



Bu kararı üzerine cariyeler ona da gelinliğini giydirmişler, güzelce süsleyip duvaklamışlar. Götürüp kulübenin kapısına bırakmışlar. Küçük sultan içeriye girmiş, kulübede dolaşmaya başlamış. Gözüne bir kapı ilişmiş. Kapıyı itip de o muhteşem sarayı görünce ablaları gibi gözleri kamaşmış. Demek ablaları ona burasının güzelliklerinden hiç söz etmemişlermiş… küçük sultan sarayı gezmeye başlamış. İçinden, buradan kaçtıkları için ablalarına şaşırıyormuş. Hem dolaşıyor, hem de gördüğü güzellikler karşısında büyüleniyor, kısmetine razı olarak buraya geldiği için seviniyormuş.



Küçük sultan böyle sevinçle dolaşırken, yanında bir kara kedi belirmiş. Kara kedi, onunla yürüyor, ayaklarına sürtünüyormuş. Sultan kara kediyi görünce çok sevinmiş.:



- Tanrım, ne tatlı bir kedicik. Gel, kedicik. Demek ki burada yalnız değilim. Bundan böyle benim arkadaşım, can yoldaşım olursun, demiş.



Kara kediyi kucağına almış “Benim güzel gözlü Arabım, ne tatlı şeysin böyle?” diyerek onu sevmeye başlamış.



Kara kedi, kendisini seven bu iyi yürekli sultanı pek sevmiş. Küçük sultan ve kedi yürümeye başlamışlar.



Sultan bir kapının altın tokmağını çevirerek içeriye girmiş. Bir de bakmış ki, ortada çok güzel hazırlanmış bir sofra duruyor. Üzerinde çeşit çeşit yemekler, görülmemiş meyveler varmış. Baktıkça iştahı kabarıyor, karnının iyice acıktığını hissediyormuş.kara kedi ile sofranın başına oturmuşlar. Önündeki yemekten bir lokma kendisi alıyor, bir lokma da kediye veriyormuş. Sultan sevincinden hangi yemekten yediyse kediye de vermiş. Böylece, küçük sultanla kedi karınlarını doyurmuşlar.



Hava kararmaya başlayınca mumlar kendiliğinden yanmış. Bu sultanı hem şaşırtmış hem de sevindirmiş. Böyle sihirli ortamlara bayılırmış. Ancak tek başına oturmaktan sıkılmış. Uykusu gelmiş. Yerinden kalkarak başlamış. Her gördüğü şeye hayranlıkla bakıyor, odaların güzelliğine bakmaya doyamıyormuş.



Böylece yatak odasına varmış. Kara kedi yanından hiç ayrılmıyormuş. Sultan, odanın şıklığına, eşyaların, yatağın güzelliğini pek beğenmiş. Kendi kendine konuşmuş:



- Acaba bu eşiz güzellikteki sarayın sahibi nerede?



Sultan daha fazla dayanamamış. Yatağa girmiş, kara kedi de yatağın bir ucuna kıvrılmış.kısa bir süre sonra derin bir uykuya dalmışlar.



Sultan sabaha kadar hiç uyanmamış. Sabahleyin gözünü açtığında bir de ne görsün? Orada ipekli elbiseler içindeki cariyeler birer heykel gibi duruyorlar. Birinin elinde altın ibrik, birinde altın tas, bir başkasında altın sırmayla işlenmiş havlu var. Bunlar küçük sultanın uyanmasını bekliyorlarmış.



Sultan bakmış ki kara kedi yok. Çok telaşlanmış. Cariyelere:



- Benim arkadaşım nerede, diye sormuş.



ancak cariyelerin hiç biri konuşmamış. Hepsi de dilsiz gibi duruyormuş. Sultan ne kadar uğraştıysa da cariyeleri konuşturmayı başaramamış. Sultanın dediğini anlıyor, her hizmeti görüyor, ancak bir tek kelime söylemiyorlarmış.



Ortalık kararmaya başlayınca, cariyeler, hizmetliler birer birer çekilmiş. Derken kara kedi yine belirivermiş.



Küçük sultana kara kedi bir önceki gece gibi yemeklerini birlikte yemişler, uyuma zamanı geldiğinde birlikte yatmışlar. Ancak ertesi sabah, sultan uyandığında kara kediyi yine yanında bulamamış, cariyelerden de hiçbir şey öğrenememiş.



Üçüncü günün akşamı sultan uyumamaya, kedinin nereye gittiğini öğrenmeye karar vermiş. Bunun için yatağın içine girdiğinde sözde uyuyormuş gibi davranmış. Kara kedi de diğer akşamlardaki gibi yatağın ucuna kıvrılmış. Sultan çok heyecanlıymış. Uyumamak için gözlerini aralıyormuş. Ancak uyku gittikçe daha çok bastırıyormuş.



Gece yarısına doğru sultan bir ses işiterek gözlerini açmış. Bir de bakmış ki kara kedi yataktan atlamış. Gözlerini aralayarak kara kediyi izlemeye başlamış.



Kara kedi odanın içinde dolaştıktan sonra yatağa sıçrayarak sultanın uyuyup uyumadığını incelemiş. Uyuduğuna inandığında yere atlayarak üç defa silkinmiş. Birden yakışıklı, yiğit bir delikanlıya dönüşmüş. Sultan yattığı yerde gözlerine inanamıyormuş. İçinden:



“Demek altın topun bu kulübenin kapısında durmasının bir nedeni varmış. Benim eşim bu yakışıklı delikanlı olacakmış.” Demiş.



Sultan birden yatağının içinde doğrulmuş. Delikanlı ne yapacağını şaşırmış.



Sultan:



- Kara kedi! Kara Kedi! Söylesene kendini niye benden gizliyorsun, demiş.



Delikanlı:



- Sultanım, size kendimi gösterecektim ancak uygun zamanı bekliyordum. Ne var ki artık benim sırrımı öğrendiniz, bundan sonra benim sevgili eşimsiniz. Ancak, gündüzleri sizin yanınızda olamayacağım. Ancak geceleri gelebilirim.



Olanlara çok şaşıran sultan:



- Neden, diye sormuş.



Delikanlı, yanıt vermiş:



- Zamanı gelince öğreneceksiniz…



Sultan:



- Ya cariyeler benimle konuşacaklar mı?



Delikanlı:



- Artık onların dilleri çözüldü. Bundan sonra sizinle konuşacaklar, istediğiniz her şeyi yerine getirecekler, demiş.



O günden sonra cariyeler sultanla konuşmaya başlamış. Hepsi çok güler yüzlüymüş.sultan bir şey istemek için başını çevirdi mi, hepsi birden koşuyorlarmış. Sultanı rahatsız etmemek için odanın içinde ayaklarının ucuna basarak yürüyorlarmış.



Aradan dört gün geçmiş. Küçük sultan, bir gece kocasına:



- Ablalarımı çağırıp onlara bir ziyafet vermek istiyorum.ne kadar mutlu olduğumu görmeliler, demiş.



Delikanlı karısının bu istediğini hemen kabul etmiş.



- Sultanım, demiş. Bu saray sizindir. Ne isterseniz yapabilirsiniz… Cariyeler, uşaklar, her şey emrinizdedir. Siz beni “Pis kara kedi” diye pataklamadınız. Canım, varlığım, her şeyim size aittir artık.



Küçük sultan durumundan pek hoşnutmuş. Ancak ailesi küçük sultandan ses çıkmayınca onu merak etmişler. Dadı kalfayı gönderip haber almak istemişler.



Dadı kalkıp kulübeye gelmiş. Uşaklar kapıyı açıp dadı kalfaya ne istediğini sormuş. Dadı kalfa, küçük sultanı merak ettiklerini, hatırını sormaya gediğini söylemiş.



Uşaklar dadı kalfayı sultanın yanına götürmüşler. Dadı, küçük sultanı mutluluk içinde bulunca şaşırmış, sevincinden boynuna sarılmış. Sonra etrafta güzellikler karşısında ağzı açık kalmış. Küçük sultanın taktığı mücevherlere hayran olmuş. padişah saraylarında bile bulunmayan bu güzellikler karşısında büyülenmiş gibiymiş.



İpekli elbiseler içinde dolaşan halayıklar meleklere benziyorlarmış.



Dadı kalfa:



- Sultanım, demiş. Aileniz merak içindeler. Ne durumda olduğunuzu öğrenmek istediler. Sizi görüp kendilerine haber göndermem için beni gönderdiler.



Küçük sultan gülmüş:



- Durumumda kaygılanacak hiçbir şey yok. Öylesine mutluyum ki… Eşim çok yakışıklı ve iyi yürekli. Üstelik beni de çok seviyor. Durumumu aileme anlatırsın. Ablalarıma da kendilerini yarın öğle yemeğine beklediğimi söylersin!



Dadı kalfa sultanı öperek padişahın sarayına dönmüş.



Dadı, saraya dönünce, padişaha, anne sultana ve küçük sultanın ablalarına gördüklerini anlatmış. Kızlar, dadı kalfanın anlattıklarını büyük bir kıskançlıkla dinlemişler. Ertesi sabahı sabırsızlıkla beklemişler. Kahvaltıdan sonra babalarına giderek kardeşlerini görmeye gitmek için izin almışlar. Giyinip kuşanarak doğruca kulübeye gitmişler. Kapıyı çalmışlar. Uşaklar bunları içeri almışlar. Cariyeler dolaşıyorlar, iki kardeşin şaşkın bakışları arasında sağa sola sanki uçuşuyorlarmış.



Derken küçük sultan çıkagelmiş. Ablalarını sevinçle karşılamış.



Küçük sultanın zenginlik içindeki bu mutlu görünüşü karşısında ablaları kıskançlıkla birbirilerini dürtüyorlarmış.



Sultan bir ara içinden:



“Keşke kocam yanımda olsaydı da onu ablalarıma tanıtsaydım.”demiş.



Tam o sırada:



- Sen nasıl istersen sultanım! Diye bir ses işitmiş.



Bir de bakmış ki, kocası yanı başında. Küçük sultan sevinçle ellerini çırpmış.



Delikanlı:



- Emrettiğiniz her zaman yanınızda olacağım. Demek beni kardeşlerinize göstermek istiyorsunuz, bu dileğinizi yerine getireceğim. Yemek yerken ablalarınıza, bahçe tarafındaki pencereye bakmalarını söylersiniz. İşte o zaman beni görebilirler.



Sultan sevinçle ablalarının yanına gitmiş. Üç kardeş neşeli bir söyleşiye başlamışlar. Küçük sultan başından geçenleri anlatırken ablaları iç çekiyor, kara kediyi dövdüklerine pişman oluyorlarmış…



Sıra öğle yemeğine gelmiş. Üç kardeş uşakların hazırladığı ziyafet sofrasına oturmuşlar.



Sofranın zenginliği ablalarının kıskançlıklarını daha da arttırmış. Yemeğe başlarken büyük ablası sultana:



- Kocan nerede, diye sormuş. Küçük sultan:



- Şu pencereden bakarsan bahçede duran kocamı görebilirsin,demiş. Ablaları bahçe tarafındaki pencereye bakmışlar. Bakmalarıyla birlikte neredeyse bayılacak gibi olmuşlar. Bahçede öyle yakışıklı bir delikanlı duruyormuş ki…



Ablalar kıskançlıklarından birbirilerini dürtmüşler. Küçük sultana söyleyecek bir söz bulamamışlar.



Küçük sultan ablalarının bu hallerine çok şaşırmış.



Üç kardeş yemeklerini yerken, odaya bir kara kedi girmiş. Sofraya sıçradığı gibi hindinin budunu kapmış ve kaçmış.



Ablaları korkuyla haykırırken küçük sultan yerinden kalkmış, kedinin arkasından koşmuş. Koridorlardan, karanlık yerlerden geçmişler. Sonunda küçük sultan yolunu yitirmiş. Öyle bir yere gelmiş ki, gidecek başka yer bulamamış. Etrafına bakınırken bir kapı gözüne ilişmiş.



Korkarak kapıyı açmış. Bir de ne görsün? Odanın içinde altından bir karyola parlıyor, karyolanın içinde melekler kadar güzel bir kadın yatıyor. Kadını uzun saçları karyolanın baş tarafındaki gül dalına öyle sarılmış ki, kurtarmak için çok uğraşmak gerekmiş.



Karyolanın yanında altından bir beşik varmış. Beşikte bir çocuk yatıyormuş. Yüzüne güneş vurmuş, bu yüzden durmadan ağlıyormuş.



Küçük sultan önce ne yapacağını kestirememiş. Sonra çocuğa acımış, başındaki ipekli örtüyle beşiğe gölgelik yapmış. Çocuk rahatlamış ve susmuş.



Küçük sultan ve karyolada yatan güzeller güzeli kadına hayranlıkla balmış ve onun saçlarını gül dalından kurtarmış.



İşi biten sultan tam kapıdan çıkacağı sırada şehzadesini karşısında görmüş. Şehzade:



- Ah sultanım, buralara nasıl geldin? O güzel kadın bir peri kızıdır. Yataktan kalkacak olursa seni de boğar, beni de… Hemen buradan gidelim, demiş.



O sırada peri kızı kalkmış ve genç karı kocaya yaklaşmış. Şehzadeye dönerek:



- Size kötülük yapmayacağım, demiş. Bu kız çok iyi yürekli. Benim saçımı gül dalından kurtardı, çocuğumu da güneşten… O bana iyilik yaptı. Ben de buna karşılık onu sana bağışlıyorum. Sarayımdaki her şey size armağanım olsun. Burada ölünceye kadar mutlu yaşayın! Peri kızı, beşikten çocuğunu alarak gözden kaybolmuş. Şehzade sevinçle içini çekmiş.



- Artık kurtuldum, demiş.



Sonra sultanına anlatmaya başlamış:



- Hiç farkında olmadan beni büyük bir dertten kurtardınız. Artık hiçbir şeyden korkum kalmadı. Her zaman yanınızda olabilirim. Ben de sizin gibi bir insan oğluyum. Babam bir padişahtır. Bir gün karşıma bu peri çıktı ve bir daha peşimi bırakmadı. Bu saray ve eşyalar onundur. Buradaki hazineler dünyada başka hiçbir yerde yoktur. Yaptığın iyiliğe karşılık bunların hepsi senin oldu. Artık hep beraber yaşayacağız. Ailen beni hep senin yanında görecekler. O gün sevinçle hazırlanıp sultanın babasının sarayına gitmişler. Küçük sultan, eşini babasına, annesine ve kardeşlerine tanıtmış. Onlara başından geçenleri anlatmış. Padişah damadını çok sevmiş. O gün den sonra küçük sultan ve şehzade çok mutlu bir yaşam sürmüşler.






Bu sayfayı arkadaşına gönder.

e-Posta Adresin Arkadaşının e-Posta Adresi



Geleceği gören magazin haber portalı >>> gece24.com | Magazin Haber Portalı

Sponsor Bağlantılar


En Çok Okunan Masallar

En Son Okunan Masallar

Reytingi Yüksek Masallar

Rastgele Masallar

En Çok Okunan Tekerlemeler

En Çok Okunan Hikayeler

En Çok Okunan Masallar

En Reytingli Tekerlemeler

En Reytingli Hikayeler

Anasayfa | Rastgele Masal | Top 100 | Sen De Gönder | İletişim
banasiteyap.net herkesemasal.com © 2008 - 2013