Herkese Masal

Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle

Sponsor Bağlantılar


Kategoriler





Sitemizde toplam 425 masal ve hikaye bulunmaktadır.

1 3 6 7 A B C Ç D E F G H İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z





Kategorisi - Masallar
Ekleyen - Admin
Eklenme Tarihi - 13.07.2008
0
0,0
Rating:0,0 yıldız
Görüntülenme: 572

 Oy ver...


Kırk Haramiler

Bir zamanlar Bağdat’da çok zengin bir adam yaşarmış. Bu adamınkileri yiyecekle; sandığı elmaslarla, altınlarla doluymuş.



Adam, zenginliğinin hesabını bilmezmiş. Bu zenginliğine karşın karısının cimriliğine, kötülüğüne diyecek yokmuş.



Bu adamın bir de yoksul kardeşi varmış. Adamın zengin kökünün hemen karşısında, kardeşinin viran kulübesi dururmuş. Kardeşinin karısı saf, iyi yürekli bir kadınmış.



Yoksul kardeş, sık sık ağabeyinden yardım istermiş. Ağabeyi ona bir lokma ekmek verirken söylemediği kötü söz bırakmazmış.



Ona ancak ekmekle soğan alacağı kadar para verirken bile:



- Sana yardım etmekten bıktım. Ben de çok zengin falan değilim. Kendime bile güçlükle bakabiliyorum, demiş.



Kardeşi bu cimri ve kötü yürekli ağabeyini yine de severmiş. Onun kötü yürekli olduğuna inanmazmış.



Bir gün yoksul kardeşin çalıştığı iş yeri kapanmış. Zavallıcık, iki çocuğunu geçindirmek için yeni bir iş aramaya başlamış. Günlerce iş aramış ama bulamamış.



Evindeki kilerde hiç yiyecekleri kalmamış. İki çocuğu karınları aç, öylece bekleşiyormuş.



Yoksul kardeş Mesut, son çare olarak ağabey Cabbar’ın kapısını çalmış. Bunu hiç istemeden yapıyormuş. Kimseden yardım istemeyecek kadar gururluymuş. Ancak başka bir çare bulamamış.



Cabbar kapıyı açıp da karşısında Mesut’u görünce :



- Yine ne istiyorsun, diyerek yüzünü buruşturmuş.



Mesut, üzgün bir sesle:



- Sevgili ağabeyiciğim, geçen hafta iş yerim kapandı. Elde avuçta hiçbir şey kalmadı. Çocuklarla birlikte iki gündür açız. Bize yardım et, demiş.



Cabbar:



- Bütün bunlardan bana ne? Ben para mı basıyorum burada? Diye söylenmiş.



Mesut tam arkasını dönüp gidecekken:



- Neyse, dur. Şu köşede bekle de sana bir şeyler getireyim…



Cabbar içeriye girmiş. Az sonra elinde getirdiği tepsiyi Mesut’a uzatmış. Tepsinin içindegelişigüzel konmuş yemek artıkları varmış. Tatlı, tuzlu, sıcak, soğuk tüm yemek artıkları birbirine karışmış.



Mesut bu yemeğe üzülerek bakmış. Bunun, hizmetçinin çöpe dökmek üzere topladığı yemekler olduğunu anlamış. Ağabeyinden tepsiyi almamış. Onun yüzüne bakmadan eve dönmüş.



Ağabeyi: “Nankör!” diye söylenerek kapıyı hızla çarpmış.



Ağabeyinin sahip olduğu zenginliğin yarısı gerçekte Mesut’a aitmiş. Babaları ölürken, eşit olarak iki oğluna bölüştürülmesini istemiş.



Uyanık Cabbar bölüştürme işini üstleneceğini söylemiş. O gece babasından kalan bütün hazineyi evine taşımış. Kardeşine vermek için de gümüş bir hamam tası ayırmış.



Ertesi gün Cabbar kardeşini çağırmış:



- Babamız sandığımız kadar zengin değilmiş. Sana gümüş bir tas bana da gümüş bir tencere kaldı. Evdeki eşyaları da eşit bölüşürüz, demiş.



Çok iyi yürekli olan Mesut ağabeyine inanmış. Gümüş tasla bir iki pırtıyı alarak evine dönmüş.



Mesut’un karısı, çuvallar dolusu altın beklerken gümüş tası görünce çok şaşırmış.



Mesut:



- Babamın son zamanlarında işleri tersine dönmüş. Tüm parasını yitirmiş. Bu gümüş tasla bir iki pırtıdan başkası yok, demiş.



Kadıncağızın pek inanası gelmemiş ama gene de sesini çıkarmamış.



Bir yıl sonra Cabbar kendine köşk yaptırmış. Bu köşkü kendi kazandığı paralarla yaptırdığını söylüyormuş. O günden beri de zenginlik içinde yaşıyormuş.



Neyse, sözü çok uzatmayalım…



Ağabeyinin davranışına çok içerleyen Mesut, üzgün bir durumda eve dönmüş.



Aç çocuklar, umutlu gözlerle babalarının boş ellerine bakmışlar. Mesut üzgün üzgün içini çekmiş:



- Ah karıcığım. Bilsen ne kadar üzülüyorum, demiş. Bu böyle olmayacak. Ben dışarı, yiyecek aramaya çıkıyorum. Bol yiyecek bulmadan da eve geri dönmeyeceğim, demiş.



Karısı, onu güler yüzle yolcu etmiş.



Mesut düşmüş yollara. Çarşıdaki hiç kimseden istemeyeceği için ormana gitmiş. Mantar, böğürtlen, meyve toplamaya karar vermiş.



Tam ormanın kuytu bir köşesine gelmişken korkunç bir gürültü işitmiş. Korkuyla ulu bir ağacın gövdesine gizlenmiş. Gürültünün geldiği yöne doğru bakarak olanları anlamaya çalışmış.



Az sonra sesler iyice yaklaşmış. Bir de görsün? Kırk tane atlı kendisine doğru atını dört nala sürmüyor mu?



Mesut, korkuyla kovuğun dibine büzülmüş. Atlılar onu görmeden geçip gitmiş. Az ilerideki bir bulutun önünde durmuşlar.



Atlılardan en önde gideni kükrer gibi haykırmış:



- Açıl susam açıl!!



Önünde durdukları buluttaki gizli bir kapıdan birden açılmış. Kırk atlı da bulutun içine girmiş. Sonra yine o ses işitilmiş:



- Kapan susam kapan!



Büyük Buluttaki gizli kapı büyük bir gürültüyle kapanmış.



Mesut, olanla karşısında çok şaşırmış. Sonra aklına evde aç bekleşen çocukları gelmiş. Bu işin gerçeğini daha sonra öğrenmek üzere oradan ayrılmış. Ormanın derinliklerine dalmış. Yanında getirdiği boş sepei böğürtlen, elma, armut ve çiçekle doldurmuş.



Tam evine dönecekken bir avcının tuzağına düşmüş olan keçiyi görmüş. Keçinin memeleri sütle doluymuş. Yavrusu da yanıbaşında duruyor, meliyormuş.



Mesut, keçiyi tuzaktan kurtarmış. Belinde her zaman taşıdığı ipi çözerek keçinin boynuna dolamış. İpi çekerek evine doğru yol almaya başlamış. Oğlak da keçinin yanında hoplaya zıplaya ilerliyormuş.



Mesut, çok geçmeden evine varmış. Karısı keçiyle oğlağı görünce çok sevinmiş. Onları ahıra götürmüş. Keçinin sütünü sağmış. Oğlakla keçiye ot vermiş.



Kadın, sağdığı sütten bir tencere çorba kaynatmış. Meyveleri yıkamış, sofrayı kurmuş. Bu yoksul aile yemeklerini iştahla yemişler.



Ertesi sabah Mesut erkenden kalkmış. Kırk altının sırrını çözmek için ormana gitmiş. Bulutun önüne varınca ağacın arkasına gizlenerek beklemeye başlamış.



Uzun süre beklemiş. Sonunda o sesi işitmiş:



- Açıl susam açıl!



Bulutun gizli kapısı büyük bir gürültüyle açılmış. Kırk atlı mağaradan dışarı çıkmışlar. En öndeki atlı:



- Kapan susam kapan!



Mağaranın kapısı büyük bir gürültüyle kapanmış.



Mesut, bunların kırk haramiler olduğunu anlamakta gecikmemiş. Bu haramiler zenginleri soyar, ganimetlerini mağaralarına taşırlarmış.



Kırk haramiler oradan uzaklaştıktan sonra Mesut bulutun önüne gitmiş. Bütün gücüyle:



- Açıl susam açıl! Diye haykırmış.



Mağaranın kapısı büyük bir gürültüyle açılmış. Mesut, sevinçle kapıdan içeri girmiş. Bir de ne görsün? Mağaranın içi ağzına kadar elmasla, mücevherle dolu değil mi?



Mesut, yanında meyve taşımak için getirdiği boş çuvalın ağzını açmış. Çuvalı ağzına kadar elmas, yakut, zümrüt ve pırlantalarla doldurmuş. Bileklerine elmaslarla bezenmiş altın bilezikleri takmış. Parmaklarına değeri ölçülemeyecek kadar pahalı yüzükleri geçirmiş. Tek bir yüzük bile yaşamını zenginlik içinde geçirmesine yetermiş.



Mesut sevinçle mağaradan çıkmış. Dışarı çıkınca:



- Kapan susam kapan! Diye haykırmış.



Mağaranın kapısı büyük bir gürültüyle kapanmış. Mesut da sevinçle evine dönmüş.



Kocasının bir deve yükü mücevherle döndüğünü gören kadın çok sevinmiş. Cabbar’ın bunları görmesinden korkarak bu hazineyi evin en kuytu köşesine gizlemiş. Meğer Cabbar’ın yaptığı hileleri bilir de sesini çıkarmazmış.



Mesut da karısına olan biteni anlatmış. Akıllı karısı, Mesut’a olanlardan hiç kimseye söz etmemesini öğütlemiş. Özellikle ağabeyine…



Mesut ertesi gün hazırlıklarına başlamış. Ağabeylerinin köşkünün karşısına onunkiden daha görkemli bir köşk yaptırmış. Öyle ki görenlerin gözleri kamaşıyormuş.



Ağabeyi şaşkınlık içindeymiş. Birkaç kez Mesut’un yanına gitmiş. Ona:



- Benim canım kardeşim, beni bağışla! O gün sana yanlış tepsiyi getirmişim. Yengenin hazırldığı nefis yiyeceklerle dolu tepsiyi getireceğime, hizmetçinin çöpe dökeceği yiyeceklerle dolu olanı getirmişim.



Mesut burun kıvırarak:



- Önemli değil, demiş.



Ağabeyine hala kırgınmış. Ancak uyanık Cabbar, onun peşini bırakmak niyetinde değilmiş. Yalvarmış, yakarmış sonunda Mesut’a kendini bağışlatmış. Böylece iyi yürekli kardeşinden ağzından olanı biteni öğrenmiş.



Kendisini hazinelerle dolu Buluta götürmesi için Mesut’a yalvarmış. Mesut, onu bulutun yanına götürmüş. “Açıl susam açıl!” dendiğinde buluttaki gizli kapının açıldığını anlatmış.



Cabbar, kapının nasıl açıldığını öğrendikten sonra Mesut’a:



- Merakım geçti, gidelim artık. Ne de olsa başkasına ait olan hazine o. Oraya girip de almam doğru olmaz, demiş.



Cabbar böyle söylüyormuş ama içinden: “Buraya yarın yalnız gelir hazinenin tamamını tek başıma alırım. Eğer şimdi almaya kalkışırsam yarısını Mesut’a vermek zorunda kalırım.” Diye pazarlık yapıyormuş.



Mesut, ağabeyinin içten pazarlığının farkında değilmiş. Gerçekte o, bir daha bu mağaraya gelmeyi düşünmüyormuş. Çünkü yaşamı boyunca yetecek kadar zenginlik varmış elinde. Fazlasını alıp da ne yapacakmış?



Kendisi zaten çok zengin bir adam olan Cabbar hiç de böyle düşünmüyormuş. O, aç gözlünün tekiymiş. Ne kadar çok parası, hazinesi de olsa gözü doymuyormuş.



Karısı da ondan aşağı kalmıyormuş hazineyle dolu gizli bulutu öğrenince Cabbar’a yalvarmaya başlamış:



- Sabah erkenden o mağaraya git. Hazinenin hepsini al. Çabuk olmazsan Mesut senden önce davranabilir.



Ertesi sabah Cabbar erkenden kalkmış. Yanına boş çuvallar almış, atına binerek bulutun bulunduğu yere gitmiş.



- Açıl susam açıl! Diye haykırmış.



Mağaranın gizli kapısı açılmış. Cabbar içeri girince kapı kendiliğinden kapanmış. Cabbar buna aldırış etmemiş. İçerideki hazinenin çokluğu karşısında büyülenmiş gibiymiş. Aceleyle bu mücevherleri çuvallarına doldurmaya başlamış. Bütün çuvallar ağzına kadar dolunca kapıya yönelmiş.



Yeni edindiği bu zenginlik karşısında çok heyecanlıymış. Birden söyleyeceği sihirli sözleri unutmuş.



- Açıl saman açıl! Diye bağırmış.



Kapı açılmamış.



- Açıl sarımsak açıl!



Kapı yine açılmamış. Birbirini ardınca sıralayarak panik içinde haykırmaya başlamış.



- Açıl simit açıl!



- Açıl semizotu açıl!



- Açıl şu açıl!



Cabbar böyle uğraşadursun haramiler atlarını dört nala sürerek yaklaşıyorlarmış. Çok geçmeden mağaranın bulunduğu yere varmışlar. İçeriden birinin çığlık çığlığa haykırdığını işitince çok şaşırmışlar.



İçeriye gizlice birinin girdiğini anlayarak öfkelenmişler.



Haramilerin başı:



- Açıl susam açıl! Diye bağırmış.



Mağaranın kapısı büyük bir gürültüyle açılmış. Kırk haramiler, Cabbar’ın mücevher doldurduğu çuvalları görünce onun amacını hemen anlamışlar. Hemen oracıkta Cabbar’ın kellesini uçurmuşlar.



Akşam olup hava kararınca Cabbar’ın karısı kaygılanmaya başlamış. Ama kaygısı kocası için değil onun beraberinde getireceği hazine içinmiş.



Gece ilerleyip de Cabbar dönmeyince karısını bir kuşkudur almış. Acleyle giyinip, gecenin karanlığında ormana gitmiş. Kurtların ulumasına bile aldırmıyormuş. Kocasının hazineyle birlikte mağarada kalmaya karar verdiğini sanıyormuş. Cabbar’ın hazineyi kendisiyle paylaşmak istemediğini düşünerek öfkeleniyormuş.



Sonunda, Cabbar’ın mağarayı anlatırken sözünü ettiği yollardan geçerek bulutu bulmuş.



- Açıl susam açıl! Diye haykırmış.



Kapı, büyük bir gürültüyle açılmış. İçeride uyumakta olan haramiler öfkeyle yerlerinden sıçramışlar. İçeriye elini kolunu sallayarak giren bu kadını yakalamışlar. Hemen oracıkta kellesini uçurmuşlar. Kırk haramilerin başı:



- Anlaşılan bu gizli mağaranın yerini pek çok bilen var. Kapının nasıl açılacağını da biliyorlar. En iyisi şu adamla kadının kellesini mağaranın kapısına asalım. İçeri girmek isteyen olursa onların başlarına gelenleri anlarlar. Mağaraya girmeye kalkışmazlar. Biz de daha fazla cana kıymak zorunda kalmayız.



Böylece Cabbar’la karısının kelesi buluttaki gizli kapının üstüne asılmış. Birkaç gündür ağabeyiyle yengesini göremeyen Mesut bu durumdan kuşkulanmış. Onların mağarada, hazineyi taşımakla uğraşabileceğini düşünmüş. Doğruca bulutun bulunduğu yere gitmiş. Bir dene görsün? Ağabeyiyle yengesinin kellesi mağaranın gizli kapısının üstüne asılmamış mı?



Mesut, ağlayarak evine dönmüş. Olanları karısına anlatmış. Karısı da çok üzülmüş. Cabbar’ın hiç çocuğu olmadığı için bütün zenginliği Mesut’a kalmış. Mesut, böylece babasından kendine kalan, hakkı olan mirasa kavuşmuş. Artık mağaradan aldığı hiçbir şeye gereksinimi kalmamış. Mesut, başkasına ait hazineden aldığı için içi hiç de rahat değilmiş zaten. Bunun için hazineden aldığı bütün mücevherleri yoksul halka dağıtmış. Bağdat’ta yoksul kişi kalmamış.



Mesut da babasından ve ağabeyinden kalan mirasla, zenginlik içinde yaşamış.






Bu sayfayı arkadaşına gönder.

e-Posta Adresin Arkadaşının e-Posta Adresi



Geleceği gören spor portalı >>> www.sporzin.com

Sponsor Bağlantılar


En Çok Okunan Masallar

En Son Okunan Masallar

Reytingi Yüksek Masallar

Rastgele Masallar

En Çok Okunan Tekerlemeler

En Çok Okunan Hikayeler

En Çok Okunan Masallar

En Reytingli Tekerlemeler

En Reytingli Hikayeler

Anasayfa | Rastgele Masal | Top 100 | Sen De Gönder | İletişim
banasiteyap.net herkesemasal.com © 2008 - 2011