Herkese Masal

Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle

Sponsor Bağlantılar


Kategoriler





Sitemizde toplam 425 masal ve hikaye bulunmaktadır.

1 3 6 7 A B C Ç D E F G H İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z





Kategorisi - Masallar
Ekleyen - Admin
Eklenme Tarihi - 13.07.2008
0
0,0
Rating:0,0 yıldız
Görüntülenme: 1657

 Oy ver...


Kırk Oğul

Çok eskiden bir padişah yaşarmış. Bu padişahın kırk tane oğlu varmış. Şehzadelerin işi gücü ava gitmekmiş. Başka hiçbir şey yapmazlarmış.



Bir gün padişah oğullarını evlendirmeye karar vermiş. Oğullarını çağırarak bu kararını onlara söylemiş.



Babalarını dikkatle dinleyen şehzadeler:



-Peki babacığın ama evleneceğimi de bizim gibi kırk kardeş olsun. Hem de bizim gibi hepsi bir anadan bir babadan.



Padişah ülkenin her yanına haberciler göndermiş. Halka şehzadelerin isteğini duyurmuş. Bir anadan bir babadan kırk tane kız kardeş aranıyormuş.



Padişahın adamları her yeri ararlar, otuz dokuz kız kardeş bulurlar ancak kırk kız kardeş bulamazlar.



Bunun üzerine padişah oğullarını yanına çağırtmış. Onlara:



-Bir anadan bir babadan kırk kız kardeş bulamadık. Ancak o tuz dokuz kız kardeş bulabildik. Olsun, varsın biri de başka oluversin, demiş.



Ancak şehzadeler bunu onaylamamış. En büyükleri babalarına:



-Babacığım, izin verin de, biz gidelim, kendimiz arayıp bulalım, demiş.



Padişah:



-Peki, buna razıyım. Ancak bir koşulum var.



Oğulları hep bir ağızdan sorarlar:



-Nedir?



Padişah:



-Mermer çeşmenin başında, yeşil handa ve ortasında çınar ağacı bulunan kırda yatmayın. Bunun dışında nerede yatarsanız yatın. İşte koşulum budur.



Oğulları babalarının koşulunu kabul etmişler. Sonra onun ellerini öperek yola koyulmuşlar.



Akşam hava kararana kadar yol almışlar. Sonunda babalarının sözünü ettiği mermer çeşmenin başına varmışlar. Çok yorgun olduklarından burada durmuşlar.



Şehzadelerden biri:



-Babamız burada yatmamamızı öğütledi, demiş. Öbürleri:



-Aman, demişler. Bizim gibi kırk yiğide kim ne yapabilir? Çeşme de yanı başımızda. Hem uyur, hem de susadıkça çeşmeden su içeriz, demişler.



Böylece çeşmenin başında atlarından inerek uyumaya başlamışlar.



Ancak on dört yaşındaki en küçük şehzade uyumamış. Gece yarısı bir ses işitmiş. Hemen kalkıp sesin geldiği yöne doğru ilerlemiş.



Kılıcını çekerek beklemeye başlamış. Bir de bakmış ki dokuz başlı dokuz canlı bir ejderha hızla kendisine doğru ilerliyor.



Çok geçmeden oğlanla ejderha birbirlerine yaklaşırlar. Ejderha oğlana defalarca saldırır ama onu alt edemez.



Bu kez oğlan saldırır ve ejderhayı bir vuruşta yere devirir.



Ejderha:



-Bir defa daha vur Diye haykırır.



Şehzade:



-Düşene vurmak yiğit kişiye yaraşmaz, der.



Ejderha:



-Benim gönlümü kazanan malımı da alsın! Beni izle! Der ve yuvarlana yuvarlana bir kuyu başına gider.



Şehzade, ejderhanın girdiği kuyunun başına gitmiş. Bakmış ki kuyunun dibine doğru mermer bir merdiven iniyor. Hiç korkmadan merdivenlerden inmeye başlamış



Kuyunun dibine varır vurmaz kendini uzun bir koridorda bulmuş. Koridorda ilerlemeye başlamış. Karşısına çıkan demir kapıyı bir omuz vuruşuyla açmış. Böylece kendini muhteşem bir sarayda bulmuş. Sarayın her yeri mücevherlerle doluymuş.



Şehzade en dipteki odaya doğru yürümüş. Odadan tatlı nağmeler geliyormuş. Şehzade kapıyı açmış. Bir de ne görsün!



Kırk tane birbirinden güzel kız oturmuş nakış işliyor. Kızlar şehzadeyi görünce heyecanla ayağa kalkmışlar.



-Sen kimsin? Buralara nasıl geldin? Diye sormuşlar. Şehzade de ejderhayı nasıl yendiğini anlatmış. Sonra kızlardan biri kendi öykülerini anlatmaya başlamış:



-Biz, bir anadan bir babadan kırk kız kardeşiz. Ejderha bizi kaçırdı ve bu kırk odalı sarayı bizim için yaptırdı. Biz burada onun tutsağıydık. Şimdi ejderha gittiğine göre kurtulduk, demiş.



Kızlar, sevinçle şehzadenin boynuna sarılmışlar.



Şehzade:



-Gidip kardeşlerime haber vereyim, sonra gelir sizi alırız, demiş.



Sonra uyuyan kardeşlerinin yanına giderek yerine yatmış. Hiçbir şey olmamış gibi uyumaya başlamış.



Sabahleyin şehzadeler uyanırlar. Rahat bir gece geçirdikleri için sevinirler,



“Burada yattık da ne oldu sanki? Başımıza hiç de kötü bir şey gelmedi. Üstelik rahat rahat uyuduk.” Demişler.



Küçük şehzade hiç sesini çıkarmamış.



Şehzadeler yeniden yola koyulmuşlar. Akşama doğru yeşil hana varmışlar. Babalarının öğütlerine aldırmayarak bu handa kalmaya karar vermişler. Küçük şehzade onları durdurmaya çalışmış. Ancak ağabeyleri ona aldırmamışlar.



Yeşil handa güzel bir akşam yemeği yedikten sonra hepsi odalarına çekilerek uykuya dalmışlar. Ancak en küçük şehzadeyi bir türlü uyku tutmamış.



Gece yarısı yine bir gürültü işitmiş.



Şehzade kılıcını çekerek sesin geldiği yöne doğru ilerlemiş. Ejderhayı görmüş.



Çok geçmeden ağzından mor alevler çıkan bir gün önceki ejderhadan daha büyükmüş. Bu Ejderha şehzadeye üç kez saldırmış. Ama onu alt edememiş.



Bunun üzerine şehzade saldırıya geçmiş. Bir vuruşta ejderhayı yere devirmiş.



Ejderha:



-Bir daha vur, diye bağırmış.



Şehzade:



-Ben düşene vurmam! Demiş.



Ejderha:



-Benim gönlümü kazanan malımı da alsın, beni izle, demiş.



Ejderha yuvarlanmış, yuvarlanmış bir kuyunun başına gelerek içeri girmiş.



Şehzade de onun ardından kuyuya girmiş. Bir de bakmış ki kuyunun içinde muhteşem bir saray ve hazineler var.



Şehzade bunları sonra dönüp almak üzere oradan ayrılmış, ağabeylerinin yanına dönerek uykuya dalmış.



Sabahleyin uyanan ağabeyleri küçük şehzadeye:



-Gördün mü? Burada yattık da kötü bir şey mi oldu sanki? Başımıza hiçbir şey gelmedi. Mışıl mışıl uyuduk, demişler.



Şehzade hiç ses çıkarmamış.



Kırk şehzade sabah kahvaltılarını edip handan ayrılmışlar. Yine yollara düşmüşler. Akşam oluncaya değin hiç durmadan ilerlemişler. Hava kararmak üzereyken yorgunluktan bitkin düşmüşler. Hava kararmak üzereyken ortasında çınar ağacı bulunan yeşil kira varmışlar.



En büyük ağabey burada durarak atından inmiş. Öbürleri de onu izlemiş.



En küçük şehzade:



-Aman ağabeylerim, burada kalmayalım. Babamız bize böyle öğütlemişti, demiş.



Ağabeyleri:



-Aldırma! Çeşmenin başında, yeşil handa yattık da ne oldu sanki. Rahat rahat uyu, hiçbir şey olmaz, demişler.



Küçük şehzade hiç sesini çıkarmamış. Ortalık iyice kararınca birer köşeye çekilip uyuklamaya başlamışlar.



Daha derin uykuya dalamadan öyle bir ses işitmişler ki kırkı birden yerlerinden fırlamışlar.



Bir de bakmışlar ki ağzından sarı alevler çıkaran dev bir ejderha, öfkeden köpürerek kendilerine doğru ilerliyor.



Şehzadeler hemen atlarına binip kaçmaya davranmışlar. Yalnızca küçük şehzade yerinden kımıldamamış. Kılıcını çekerek beklemeye başlamış. Ağabeylerine:



-Size söylemiştim burada kalmamalıyız diye, babam da öyle öğütlemişti, demiş.



Ağabeyleri hatalarını anlamışlar ancak artık çok geç olmuş. Şimdi kaçacak delik arıyorlarmış.



Küçük şehzade bakmış ki ağabeyleri korkudan titriyor, onlara:



-Siz falanca yerdeki kuyunun başına gidin. Merdivenlerden aşağıya inip saraya girin. Orası benim sarayımdır. İçindeki değerli hazine de benimdir. Onları yanınıza aldıktan sonra filanca yerdeki öbür kuyuya gidin. Kuyunun dibindeki saraya inin.. O saray da benimdir. İçindeki hazineler de bana aittir. Orada bir anadan b,r babadan doğma kırk kız kardeş var. Onlarla birlikte babamızın sarayına dönün, ben bu ejderhayı öldürür, babamızın sarayına öyle gelirim, demiş.



Ağabeyleri işittikleri karşısında çok şaşırmışlar. Sonra atlarını dört nala koşturarak, tozu dumana katarak kaçmışlar.



Çok geçmeden kardeşlerinin sözünü ettiği birinci kuyuya varmışlar. Buradaki değerli tüm hazineyi alarak öbür kuyuya gitmişler. Oradaki tüm hazineleri ve kırk kız kardeşi de alarak babalarının sarayına geri dönmüşler. Kendilerini sevinçle karşılayan padişaha olanı biteni anlatmışlar.



Tek başına kalan küçük şehzade, ejderhayla vuruşmaya başlamış. Ancak bir türlü yenişememişler. Ne ejderha şehzadeyi alt edebiliyor, ne de şehzade ejderhayı alt edebiliyormuş. Dövüşmekten bıkan ejderha:



-Çok yiğit bir delikanlısın, seni çok se vdim, demiş. Şuna inan ki ne kadar dövüşsek de birbirimizi alt edemeyeceğiz. Ancak topuklarına gelen birini öylece bırakıvermek şanıma gölge düşürür. Eğer benim için bir iş yaparsan seninle dost oluruz, demiş.



Küçük şehzade merakla sormuş:



-İsteğin nedir?



-Ben güçlü padişahın kızına aşığım. Kaç yıldır kızını istiyorum, almak için dövüşüyorum ama kızını bana vermiyor. Eğer o kızı bana getirirsen seninle dost olur, seni salıveririm, demiş.



Şehzade, ejderhanın önerisini kabul etmiş.



Küçük şehzade yola çıkmadan önce ejderha ona bir at vermiş.



-Bu ata nereye gitmek istediğini söylemen yeterli, kendini bir saniye içinde orada bulursun, demiş.



Bunun üzerine şehzade atına binerek oradan ayrılmış.



Bir süre sonra atına:



-Beni güçlü sarayın padişahına götür, demiş.



At, göz açıp kapayıncaya değin şehzadeyi güçlü padişahın sarayına götürmüş.



Küçük şehzade, saraya girmeden önce şehirde gezinmeye karar vermiş.



Çarşıda dolaşırken yaşlı bir kadınla karşılaşmış. Kadına, yatacak bir yer istediğini söylemiş. Kadın da onu kendi evine buyur etmiş.



Küçük şehzade o akşam yaşlı kadının evine gitmiş. Akşam yemeğinden sonra yaşlı kadın sormuş:



-A yakışıklı oğlum, söyle bana buralarda ne ararsın? Bu yerlere kimse gelmez. Çünkü korkunç bir ejderha padişahın kızıyla evlenmek istiyor. Bunun için de durmadan padişahla savaşıyor. Ettikleri kavgadan ortalık toz duman içinde kalıyor. Çıkardıkları gürültüden halkın ödü patlıyor. Ejderha geldi mi herkes gizlenecek bir delik arıyor.



Şehzade yaşlı kadına sormuş:



-Peki padişahın kızı sarayda mı kalıyor.



Yaşlı kadın:



-Kızın kaldığı yeri yalnızca ben biliyorum. Sultan sarayın arka bahçesindeki köşkte kalıyor. Ejderha bunu bilseydi padişahla savaşmaz, doğruca köşke giderek sultanı alıp giderdi. Neyse ki bilmiyor... Neyse ki bilmiyor...



Küçük şehzade gülümsemiş. Sonra da yaşlı kadının serdiği döşeğe yatarak uykuya dalmış.



Küçük şehzade sabahleyin erkenden kalkmış. Yaşlı kadının hazırladığı kahvaltısını bitirdikten sonra ona teşekkür etmiş, bir kese dolusu altın vermiş. Sonra da sarayın yolunu tutmuş.



o sırada padişahın kızı sarayın bahçesinde, havuzun başında güneşleniyormuş.



Küçük şehzade kıza yaklaşmış:



-Ne olur sultanım, benden korkma. Ben de bir padişah çocuğuyum. Bir şehzadeyim. Sizi uzaktan gördüm, çok beğendim. Ne olur, izin verin de sizi buradan alayım, götüreyim, der.



Küçük şehzadenin yakışıklılığına hayran olan sultan, bu öneriyi hemen onaylar.



-Sizinle geleceğim. Hem babamla ejderhanın kavgasından bıkıp usanmıştım. Bir sultanım ama ejderha beni kaçırmasın diye köşkte, bir tutsak gibi yaşıyorum, bıktım artık. Beni buradan götür de, neresi olursa olsun, demiş.



Şehzadeyle sultan anlaşmışlar, gecenin bar yarısında sarayın kapısında buluşmuşlar. Şehzadenin atma binerek yola çıkmışlar.



Küçük şehzade atına:



-Bizi sahibine ejderhaya götür, diye buyurmuş. Sultan çığlığı basmış:



-Ah, demek ben ondan kaçarken sen beni ona götürüyorsun, demiş yaşlı gözlerle.



Şehzade, ejderhaya verdiği sözü tutmaya kararlıymış. Kızın yakarışlarına hiç aldırmamış.



At, göz açıp kapayıncaya kadar şehzadeyle sultanı, ejderhanın mağarasına götürmüş.



Ejderha, şehzadeyle sultanı görünce çok sevinmiş. Onlarla tokalaşmak için elini uzatmış. Şehzadeyle yiğitçe tokalaşmışlar.



Sıra sultana gelmiş. Sultan korkuyla elini uzatmış. Ejderha onun elini tutar tutmaz yakışıklı bir şehzadeye dönüşmüş. Meğer o, komşu ülkedeki padişahın oğluymuş. Bir büyücünün yaptığı kötü büyüyle ejderhaya dönüşmüş. Sevdiği kıza kavuşunca da eski haline dönmüş.



Sultan bir bakışta bu şehzadeye aşık olmuş. Böylece şehzadenin yıllardır görmediği ailesine, sonra da sultanın babasına gidip düğün dernek yapmaya karar vermişler. Bizim küçük şehzadeye veda ederken binlerce kez teşekkür etmişler. Sonra da atlarına atlayıp yola koyulmuşlar.



Şehzade, onların ardından ejderhanın armağan ettiği atına buyurmuş:



-Beni babamın sarayına götür.



At onu göz açıp kapayıncaya değin babasının sarayına götürmüş.



Şehzadenin annesi, babası ve ağabeyleri gözleri yollarda, kendisinin dönüşünü bekliyorlarmış.



Şehzadeyi görünce sevinçle boynuna sarılmışlar. Onun başından geçenleri heyecanla dinlemişler. Ertesi gün düğün hazırlıklarına başlanmış. Kırk kız kardeş, kırk şehzadeyle evlenmişler. Düğünleri kırk gün kırk gece sürmüş.



Düğüne kırk gelinin padişah babaları sultan anneleri de katılmış. Onlar da kızlarına kavuştukları için çok mutluymuşlar.



Tüm bu mutlulukların gerçekleşmesini sağlayan korkusuz küçük şehzade herkesin gözünde bir kahraman olmuş.



O günden sonra mutluluk içinde yaşamışlar. Onlar ermiş muradına, darısı bütün insanların başına.






Bu sayfayı arkadaşına gönder.

e-Posta Adresin Arkadaşının e-Posta Adresi



Geleceği gören magazin haber portalı >>> gece24.com | Magazin Haber Portalı

Sponsor Bağlantılar


En Çok Okunan Masallar

En Son Okunan Masallar

Reytingi Yüksek Masallar

Rastgele Masallar

En Çok Okunan Tekerlemeler

En Çok Okunan Hikayeler

En Çok Okunan Masallar

En Reytingli Tekerlemeler

En Reytingli Hikayeler

Anasayfa | Rastgele Masal | Top 100 | Sen De Gönder | İletişim
banasiteyap.net herkesemasal.com © 2008 - 2013