Herkese Masal

Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle

Sponsor Bağlantılar



Kategoriler





Sitemizde toplam 425 masal ve hikaye bulunmaktadır.

1 3 6 7 A B C Ç D E F G H İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z





Kategorisi - Masallar
Ekleyen - Admin
Eklenme Tarihi - 13.07.2008
1
1,0
Rating:1,0 yıldız
Görüntülenme: 1943

 Oy ver...


Talih Kuşu

Bir varmış, bir yokmuş. Çok eski bir zamanda, az konuşup çok



dinleyen bir adam yaşarmış. Bu adamın adı Rüzgaroğlu imiş. Beş yaşında Nuryüz adında bir oğlu, 4 yaşında Gülyüz adında bir kızı varmış.



Rüzgaroğlu çok zengin bir adammış. Karısı ve çocuklarıyla birlikte mutluluk içinde yaşarmış. Hiçbir eksikleri yokmuş.



Rüzgaroğlu günlerini ormanda av peşinde geçirirmiş. Güzel atına biner, iki av köpeğini yanına alır, ava çıkarmış.



Bir gün, yine ormana avlanmaya çıkmış Biraz dinlenmek için derenin kenarına oturmuş Köpekleri hızlı hızlı soluyor, atı su içiyor, kendisi ormanın güzelliklerini seyrediyormuş 0 sırada Rüzgaroğlu’nun gözüne muhteşem bir geyik görünmüş. Geyiğin derisi pırıl pırıl parlıyor, kara gözlerinin canlılığı uzaktan bile belli oluyormuş. Rüzgaroğlu, gözünü kırpmadan ona bakıyormuş.



Sonunda, bu fırsatı kaçırmamak için atına atlamış, geyiğin bulunduğu tarafa doğru hayvanını dolu dizgin sürmeye başlamış. Hızla koşan av köpekleri geyiği kovalıyor, Rüzgaroğlu da ateş ediyormuş.



Ancak Rüzgaroğlu bütün kurşunları tükendiği halde geyiği vuramamış. Tüm avlarını bir atışta deviren tüfek, kurşununu bir türü hedefe ulaştıramıyormuş.



Geyik kaçmış, Rüzgaroğlu kovalamış. Geyik bir süre sonra gözden kaybolmuş. Rüzgaroğlu, geyiği ararken, derinliklerden gelen bir ses işitmiş. Ses, şöyle diyormuş:



-Rüzgaroğlu, Rüzgaroğlu! Gençlikte zenginlik mi, yaşlılıkta yoksulluk mu istersen? Yoksa gençlikte yoksulluk, yaşlılıkta zenginlik mi?



Rüzgaroğlu, kulağında çınlayan bu sözleri düşünmeye başlamış. Şaşkınlık içinde evine dönmüş. 0 gece gözüne uyku girmemiş.



Ertesi gün Rüzgaroğlu yine ava çıkmış. Ancak hiçbir hayvan avlayamamış. Bir gün önceki su kenarına oturmuş. Derken yine o muhteşem geyik az ilerde belirivermiş. Geyiği yine elden kaçırmamak için atına daha çabuk atlamış, atını dolu dizgin koşturmuş. Ancak çok geçmeden hayvanı yine gözden kaybetmiş. Hemen ardından o derinden gelen sesi işitmiş:



-Rüzgaroğlu! Gençlikte zenginlik, yaşlılıkta yoksulluk mu istersin? Yoksa gençlikte yoksulluk, yaşlılıkta zenginlik mi?



Rüzgaroğlu etrafına bakınmış, görünürlerde kimseler yokmuş. Şaşkın bir halde evine dönmüş.



Kocasını iki gündür çok dertli gören kadın sormuş:



-Rüzgaroğlu, senin bir derdin mi var? İki gündür seni çok üzgün görüyorum. Oysa bugüne kadar hiç üzüntü çekmedik. Derdini bana söyler misin?



Rüzgaroğlu, olanları karısına anlatmış. O zaman karısı:



-Bunda üzülecek bir şey yok, demiş, insan yaşlılığında elden ayaktan düşer, çalışamaz duruma gelir. Bunun için o ses sana seslendiğinde “Gençlikte yoksulluk, yaşlılıkta zenginlik isterim!” de.



Rüzgaroğlu, karısının düşüncesini doğru bulmuş. Ertesi gün yine geyiğin peşine düşmüş. Geyiği gözden yitirince de yine o sesi işitmiş:



-Rüzgaroğlu! Gençlikte zenginlik, yaşlılıkta yoksulluk mu istersin, yoksa gençlikte yoksulluk, yaşlılıkta zenginlik mi?



Rüzgaroğlu, sese karşılık vermiş:



-Gençlikte fakirlik, yaşlılıkta zenginlik isterim!



Ses, ona bir karşılık vermemiş. Rüzgaroğlu evine geri dönerken şanssızlıklar başlamış. Köpeklerinden biri dereden geçerken boğulmuş. Rüzgaroğlu ölen köpeğiyle ilgilenirken oracıkta otlanan atı zehirli bir ot yiyerek can vermiş. Rüzgaroğlu çok sevdiği köpeğini ve atını yitirmenin büyük üzüntüsüyle, geriye kalan tek köpeğiyle yoluna devam etmiş. Eve yaklaştıkları zaman, önden koşan köpeğinin başına bir evin damından kiremit düşmüş.



Zavallı köpek oracıkta yığılmış, can vermiş.



Üzüntü, keder nedir bilmeyen Rüzgaroğlu, göz yaşları içinde evine girmiş. Olanları öğrenen karısı da ağlamaya başlamış. 0 gece gözlerine uyku girmemiş.



Ertesi gün şiddetli bir fırtınayla yataklarından fırlamışlar. Gök gürlüyor, şimşekler birbiri ardınca çakıyormuş. Derken şimşeklerden biri Rüzgaroğlu’nun köşkünün üstüne düşmüş ve yangın çıkmış. Yangın kısa sürede büyümüş, köşkün her yerini sarmış.



Rüzgaroğlu karısıyla çocuklarını güçlükle kurtarabilmiş. Yanıp kül olan köşkten ne eşya, ne para, ne de giyecek kurtaramadıkları için sokak ortasında beş parasız kalıvermişler.



Nuryüz’le Gülyüz ağlıyor, anneleri onlara yaşlı gözlerle sarılıyormuş.



Rüzgaroğlu içindeki büyük üzüntüyü gizlemeye çalışarak ailesini teselli ediyormuş.



-Ne olur üzülmeyin. İşlere dört elle sarılır, çalışır, yine ev sahibi oluruz. Eskisi gibi güzel günler geçiririz.



Köşk yanıp kül olduktan sonra fırtına dinmiş, güneş doğmuş.



Rüzgaroğlu, artık bu ülkede kalmanın yararı olmadığını söyleyerek oradan göçmeye karar vermiş. Ailesiyle birlikte, yanlarına hiçbir şey alamadan yola düşmüşler.



Günler boyunca yol almışlar. Sonunda bir köye varmışlar. Bir çiftçinin yanında iş bularak tarlada çalışmaya başlamışlar. Dördü de gün boyunca çalışıyor, karınlarını ancak böyle doyurabiliyorlarmış.



Bir süre sonra tarlada yapılacak iş kalmamış. Başka bir köyde iş bulmak için yine yola koyulmuşlar. Taşlı, dikenli çalılı yollardan geçerek ilerlemişler... Çok geçmeden önlerine bir çay çıkmış. Çay öylesine genişmiş ki hiçbir yerden geçit vermiyormuş. Karşıya ancak yüzerek geçebilirlermiş. Baba ile anne kolayca yüzebilirmiş ama çocukları karşı kıyıya nasıl geçireceklerini bilemiyorlarmış. Rüzgaroğlu bu işe bir çözüm bulmuş. Ağaçların dallarını kırarak bunları yan yana getirmiş, dalları sazlarla bağlayarak küçük iki sal yapmış. Nuryüz birine, Gülyüz’ü de ötekine bindirmiş. Kendisi yüzerken eliyle Nuryüz’ün salını çekiyor, karısı da Gülyüz’ün salını çekiyormuş. Böylece çayın orta yerine kadar gelmişler. Ancak suyun akışı birden hızlanmış. Nuryüzün Salı babasının, Gülyüzün Salı da annesinin elinden kurtulmuş. Çocuklar haykırarak ağlıyor, çırpınıyor, suya düşmemek için sallarına sıkı sıkı sarılıyorlarmış. Böylece çayın güçlü akıntısı çocukların sallarını alıp götürmüş. Rüzgaroğlu ve karısının sallara yetişmesi olanaksızmış. Yaşlı gözlerle çocuklarının gidişini izlemişler. Aceleyle yüzerek karşı kıyıya geçmişler. Sonra salların bir yerde durabileceğini düşünerek çayın akıntı yönüne doğru hızla koşmaya başlamışlar. Çay boyunca koşmuşlar ancak ne çocukları ne de salları bulamamışlar.



Başlarına gelen bu korkunç felaket karşısında durmadan gözyaşı dökmüşler. İçleri kan ağlayarak ertesi gün yine yollara düşmüşler.



Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler... Karşılarına çıkan köylerde iş bulmuşlar, zengin kişilerin evlerinde çalışmışlar. Birkaç gün sonra iş kalmayınca yeniden yola çıkıp çalışacak başka yerler buluncaya dek yürümüşler.



Bir gün köyün birine varmışlar. Orada da birkaç gün çalışmışlar.



Tam köyden ayrılacakları sırada padişahın yaveri adamlarıyla birlikte görünmüş. Yaver, sarayda hizmet edecek güzel kızlar arıyormuş. Rüzgaroğlu’nun karısını da sarayda aşçılık yapmak için alıp götürmek istemiş. Rüzgaroğlu, kadıncağızı aç, bitkin dolaştırmaktansa onun rahat etmesini uygun bulmuş, karısını saraya göndermiş. Böylece tek başına kalmış.



Rüzgaroğlu, yıllarca durmadan dolaşmış. Yirmi sene boyunca bu böyle sürüp gitmiş. İş buldukça çalışmış, bulamadığı zaman aç kalmış. Yarı aç yarı tok yaşamış.



Rüzgaroğlu, kimi zaman eski mutlu günlerini anımsıyor, köşkünde; karısı ve çocuklarıyla yaşadığı mutlu günleri, atı ve köpeklerini andıkça gözlerinden yaşlar akıyormuş.



Ancak ümidini hiç yitirmemiş. Bir gün yine eski mutlu günlere döneceğine inanıyor, hiç bıkmadan yürüyor, çalışabileceği işler arıyormuş. Böylece aylarca yol almış. Sonunda büyük bir şehre varmış. Karnı o kadar açmış ki neredeyse bayılacakmış.



Bir lokma ekmek istemek için saatlerce dolaşarak bir fırın aramış. Ancak ne bir kişiye rastlamış, ne de bir fırın bulabilmiş.



Böylesine büyük bir şehrin boş olmasını bir türlü anlayamıyor muş. Derken gözüne bir fırın ilişmiş. Kapısı açık, ekmekleri oracıkta olduğu halde fırında kimsecikler yokmuş. Açlıktan neredeyse ölecek hale gelmiş olan Rüzgaroğlu, sahibinden izin almadan ekmeği yemenin hırsızlık olduğu:u düşünerek ekmeklere elini sürmemiş. Fırının önünde yarı baygın bir halde beklemeye başlamış.



o gün o ülkede padişah seçimi varmış. Ülkenin geleneğine göre, padişah öldüğünde bütün halk şehrin meydanına toplanırmış. Talih kuşu uçurulur, kuş kimin başına konarsa o adam padişah olurmuş.



Rüzgaroğlu, fırının önünde beklerken, şehrin meydanında uçurulan talih kuşu meydanda bekleşen binlerce insanın başına konmamış. Meydandan uzaklaşıp şehre doğru uçmuş. Halk koşarak kuşu izlemeye başlamış. Gözcü şehre girdiğinde talih kuşunun fırın önünde baygın bir halde yatan yaşlı Rüzgaroğlu’nun başına konduğunu görmüş.



Gözcü bakmış ki talih kuşunun başına konduğu kişi, üstü başı perişan, aç, yorgun, zayıf bir adammış. Bu seçimin hatalı olduğunu düşünerek kuşu almış. Rüzgaroğlu’na:



-Padişah seçimi yapılırken sen burada uyumaya utanmıyor mu sun? Diye paylayarak onu meydana getirmiş.



Talih kuşunu yeniden uçurmuşlar. Kuş, doğruca Rüzgaroğlu başına konmuş.



Ortalık birden karışmış. Kimileri talih kuşunun seçimini onaylıyor, kimileri karşı çıkıyormuş. Sonunda talih kuşunu üçüncü kez uçurmaya karar verilmiş.



Kuş, yine gelip Rüzgaroğlu’nun başına konmuş. Bu durum karşısında hiç kimse karşı çıkmamış...



Halk, yeni padişahın etrafında toplanmış, saray görevlileri onu saraya götürmüşler. Güzelce yıkayıp temizledikten sonra karnını güzel yemeklerle doyurmuşlar. Padişah elbiselerini giydirip tahtına oturtmuşlar.



Rüzgaroğlu başına gelenleri düşündükçe gülüyor, gençliğinde avlanırken ormanda duyduğu sesi anımsayarak yaşlılıkta zenginliğin rahatlığını daha iyi anlıyormuş.



O böyle düşünürken, veziri yanına girmiş:



-Padişahım, izin verin de en kıymetli askerlerinizden ikisini a layım. Değerli sandığımın yanında nöbet bekleteceğim...



Padişah izin vermiş, vezir seçtiği iki askeri bir odaya götürmüş. Yerde duran sandığı göstererek:



-Bu sandık benim için çok değerlidir. Kimsenin çalmaması için başından ayrılmayacaksınız, demiş.



İki asker sandığın başında konuşmaya başlamışlar. Birbirlerine yaşamlarını anlatıyorlarmış. Önce askerlerden biri anlatmış. Sıra öteki askere gelmiş.



-Benim adım Nuryüz, demiş. Bir zamanlar güzel bir köşkümüz, mutlu bir ailem vardı. Çok mutluyduk. Ancak şansımız tersine döndü. Köşkümüz yandı, herşeyimizi kaybettik. Hep birlikte yollara düştük. Bir çaydan geçerken suyun akıntısı kardeşimin ve benim salımı sürükledi.



Böylece onları kaybettik Bir değirmenci bizi kurtardı Bize öz çocuğuymuşçasına bakıp büyüttü Ben asker olup buraya geldim Kardeşim Gülyüz de değirmencinin yanında kalıyor, iş görüyor Annemizi babamızı çok özledik. Başlarına neler geldi hiç bilmiyoruz.



Nuryüzün gözlerinden yaşlar akıyormuş. 0 sırada boğuk bir ses işitmişler. Birisi:



-Ağlama oğlum! Ben buradayım diye inliyormuş.



Askerler şaşırmışlar. Sesin sandıktan geldiğini anlamışlar. Sandığı kırıp açmışlar.



Sandığın içinden Nuryüzün annesi çıkmış. Kadıncağız yaşlanmış, zayıflamış ama ana oğul birbirlerini tanımışlar. Öbür askerin şaşkın bakışları arasında yılların özlemiyle birbirlerine sarılmışlar.



Şaşkınlıkları geçince kadıncağız başına gelenleri anlatmış. Kendisini saraya aşçı olarak getiren vezir kadından kendisine cariyelik etmesini istemiş. Kadın kabul etmeyince de onu sandığa kilitlemiş. Oğlunu tanıyıp da sesini çıkarmasaymış, vezir sandığı denize attıracakmış. Vezirin yeni bir kötülüğüyle karşılaşmamak için Nuryüz’le arkadaşı kadını alarak nöbetçilere aldırmaksızın doğruca padişahın huzuruna çıkmışlar. Amaçları vezirin yaptığı kötülüğü anlatmakmış. Nuryüz de annesi de padişah tahtında oturan Rüzgaroğlu’nu tanıyamamışlar. Ancak o, karısıyla oğlunu tanımış. Onları hasretle kucaklamış. Orada bulunan askerler bu manzara karşısında gözyaşlarını tutamayarak ağlamaya başlamışlar.



Padişah, uşaklarına atlı arabasını hazırlatmış. Karısını ve oğlunu da yanına alarak doğruca kızın bulunduğu değirmene gitmişler. Artık güzel bir genç kız olan Gülyüz’le ailesinin karşılaşması, görülmeye değermiş. Yanlarına Gülyüz’ü de alarak saraya dönmüşler. Padişah, çocuklarının yaşamını kurtaran, onlara öz çocuğuymuşçasına iyi bakan değirmenciyi vezir yapmış.



Karısını sandığa kilitleyen veziri de zindana attırmış.



o günden sonra ailesiyle birlikte mutluluk içinde yaşamış. Ormanda duyduğu o sesi anımsadıkça gençlikteki zenginliktense yaşlılıktaki mutluluğu ve rahatlığı seçtiği için çok doğru bir karar verdiğini bir kez daha anlamış.






Bu sayfayı arkadaşına gönder.

e-Posta Adresin Arkadaşının e-Posta Adresi



Geleceği gören magazin haber portalı >>> gece24.com | Magazin Haber Portalı

Sponsor Bağlantılar


En Çok Okunan Masallar

En Son Okunan Masallar

Reytingi Yüksek Masallar

Rastgele Masallar

En Çok Okunan Tekerlemeler

En Çok Okunan Hikayeler

En Çok Okunan Masallar

En Reytingli Tekerlemeler

En Reytingli Hikayeler

Anasayfa | Rastgele Masal | Top 100 | Sen De Gönder | İletişim
banasiteyap.net herkesemasal.com © 2008 - 2013