Herkese Masal

Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle

Sponsor Bağlantılar


Kategoriler





Sitemizde toplam 425 masal ve hikaye bulunmaktadır.

1 3 6 7 A B C Ç D E F G H İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z





Kategorisi - Masallar
Ekleyen - Admin
Eklenme Tarihi - 13.07.2008
0
0,0
Rating:0,0 yıldız
Görüntülenme: 1593

 Oy ver...


Tilkinin Oyunu

Keloğlan çocukluktan kurtulup eli iş tutmaya başlayınca gidip bir değirmenciye çırak olmuş. Keloğlan, un öğütmeye gelenlerden aldığı hakkını götürüp bir ambara boşaltıyormuş. İşi bu imiş. Keloğlan ambarı dolduruyor, bir tilki de gelip unları yiyormuş. Değirmenci, bir gün Keloğlana:



“Bak bakalım Kel Ağa, ambar unlu doldu mu?” diye sormuş.



“Dolmaz olur mu ustacığım, her aldığımızı ambara boşalttım.”



“Görmekten öte gerçek yoktur, hele git de bir bak!”



Ustası zaman adamı! Ambarı boş görmüş de Keloğlanı denemek istemiş. Keloğlan ambara gidip bakmış ki ne görsün; ambar bomboş!



“Dolanın boşaltıldığını bilmez misin, gidinin Kel’i!”



Keloğlan’a çok dokunmuş bu söz. Bunca gözü açık olsun, elinden her iş gelsin, gene de böyle bir sonuçla karşılaşsın... 0 günün unlarını gene ambara boşaltmış. Gece olunca da, ambarın bir köşesi ne sinip beklemiş. Gecenin tam ortasında, babasının evine gelir gibi, bir tilki, sallana sallana ambarın kapısına yaklaşmış. Kara un mu, beyaz un mu demeden başlamış yemeye. Keloğlan iki eliyle kıskıvrak yakalamış tilkiyi.



“Bir yersin, iki yersin, kurnaz gözlü tilki! Şimdi ne yapacaksın, nereye kaçacaksın?”



Tilki, dile gelip yalvarmış Keloğlan’a:



“Amanı bilir misin Keloğlan, aman diliyorum senden, beni ustana teslim etme; bıçaksız deri yüzer o senin ustan. Beni Sol, gideyim, ola ki bir iyilik ederim sana, yaşamın boyunca unutmazsın iyiliğimi.”



Keloğlan, tilkinin yaşlı gözlerine bakınca dayanamamış. Salıvermiş tilkiyi. Hele tilki ustasını dile getirince, daha da korkmuş ustasının yapacaklarından. Gözde şimşek çaktıran tokat patlatan usta, tilkinin derisini bıçaksız yüzmez mi?



Tilki oradan doğru Yemen’e gitmiş, padişahın katına çıkmış:



“Padişahım, ülkene, Çimenci Padişahının oğluna, senin kızını istemeye geldim.” Demiş.



“Iyi de, padişah kızı padişah oğluna yakışır, biliyorum; ama bir de ben göreyim şu oğlanı, nasıldır, neyin nesidir?”



“Bir oğlan ki, sorma padişahım elinden ekmeğini alanı bile bağışlıyor!”



“Böylesi kalmışsa dünyada, verdim gitti kızımı. Koş, var getir oğlanı.



Tilki, geri oğlanın bulunduğu yere gelmiş. Değirmende aramış, bulamamış oğlanı. Sorup soruşturmak, evinde bulmuş:



“Durma, haydi yürü, sana bir kısmet buldum ki, deme gitsin!”



“Hele anlat, nereye gidiyoruz! Anama Allahıısmarladık demeden mi?”



“Kısmetini tepme Kel Ağa, ananı daha çooook görürsün!”



Hemen yola çıkmışlar. Az gitmişler uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler. Yemen ülkesine varmışlar. Başkente yakın bir yer de bir ırmak varmış. Tilki tutup Keloğlan’ın üzerindeki bütün giy sileri ırmağa atmış. Oğlan kalmış bir don bir gömlek. Utancından yerin dibine girecek, ama ne yapsın, elbet tilkinin bir bildiği var”, demiş.



Tilki, oğlanı bir köşeye saklamış, padişahın katına çıkmış. Bütün saraylılar da tilkinin yolunu gözlerlermiş. Tek başına dönüşü ne şaşmışlar. Tilki, padişahın katına varınca:



“Sorma başımıza gelenleri padişahım,” demiş, “kızını istemeye gelen alay ırmağı geçerken suya kapıldı. Damattan başka kimse kalmadı geride. 0 da çırılçıplak bekliyor bir köşede. 0 haliyle huzuruna çıkmak ayıp olur diye benimle gelmedi. Ne de olsa padişah görgüsü var, kişiliğine yediremedi böyle don gömlek karşına çıkmayı. Aman, buyruk ver de oğlanı donatıp getirelim karşına.” ‘



Meğer tilki, kırmızı kırmızı fesleri de ırmağa atmış. Padişaha:



“Irrnağa bir bak padişahım, adamlar ırmağın dibini boyladılar, fesler yüzer durur.” Demiş.



Padişah pencereden bakınca ırmağı görmüş. Irmakta yüzen fesleri görünce bir üzülmüş, bir üzülmüş. Kendini tutmasaymış, gözlerinden yaş boşanıverecekmiş. Hemen buyruk vermiş, bir Padişah oğluna uyar giysiler sandıktan çıkarılıp tilkiye verilmiş. Tilki giysileri aldığı gibi Keloğlan’ın yanına dönmüş:



“Durma Keloğlan, hemen giy şunları!” demiş.



Keloğlan almış giysileri eline, paçası nere, kolu nere bilemeden, giymeye çalışmış. Neyse, tilkinin yardımıyla bir güzel donanmış. Ne ki, giysiler sırtını kaşındırıyormuş. Padişah katına varırken, Keloğlanın bu huzursuzluğu iyice dikkat çekiyormuş. Padişah, tilkiye dönmüş:



“Bizim damat giysileri beğenmedi mi ne?” diye sormuş.



Tilki:



“Nasıl beğensin padişahım, Çimenci Padişahının ülkesinden bu kumaştan eşeklere semer yaparlar.” Demiş.



Padişah hemen başka giysiler getirtmiş. Bu kumaşlar dünyada bile aranırmış. Keloğlan, bu giysilerden daha çok huylanmış. Tilki bir fırsatını bulup:



“Aman Kel Ağa, o kadar da değil, Keloğlan olduğun anlaşılırsa, sen de, ben de, iplerden ip beğeniriz sonra. 0 zaman kız değil kaz bile alamazsın padişahtan.” Demiş.



Padişah, yeni giysiler vermekle kalmamış, giysilerin ceplerine de üç yüz altın koymuşmuş. Keloğlan, altınları sağa sola saçarak varmış padişahın katına. Halk, “Allah, Allah! Ne gözü tok insanlar varmış meğer şu yeryüzünde!” diye düşünmüş oğlanı görünce. Tilki, padişaha:



“İşte oğlumuz, padişahım! Kızımı veriyor musun?” diye sormuş.



“Verdin gitti!” demiş padişah, “hadi, düğüne başlayın!”



Tilki:



“Senin yiğide kız verecek bir padişah olduğunu duymuştuk; bizim ülkede düğün başladı bile.” Demiş. “Biz önden gidelim, gelin arkadan gelsin. Onu öyle bir karşılayalım ki dillere destan olsun.”



“Peki, nereye, hangi eve getirelim?” diye sormuş padişah.



“Siz ardımızdan ilerleyin. Duman tüten bir yer göreceksiniz; oraya indirin gelini.”



Tilkiyle keloğlan yola koyulmuşlar. Gide gide, ayılar ülkesine varmışlar, Tilki, ayılara:



“Aman, kimse görmesin sizi. Arkamızdan öyle bir kalabalık geliyor ki, sizi görünce duman ederler vallahi!” demiş.



Ayılar, arkadan gelen düğün olayını görüp ağaçların arkasına gizlenmişler. Tilkiye boşuna kurnaz dememişler. Ağaçları ateşe vermiş, ormanı yakmış. Tabii ayıları da birlikte. Meğer, ayıların güzel bir sarayı varmış. Tilki ile Keloğlan oraya girmişler.



Düğün alayı uzaktan dumanı görünce, “Tamam,” demişler. “Duman tüten yer burası.” Orada konaklamışlar. Tilki ile Keloğlan parlak bir törenle karşılamışlar gelenler’. Onlara altınlar, elmaslar dağıtmışlar. unları ceplerine indirenler, “Damat olursa böyle olmalı!” diye geçirmişler içlerinden. Bu görüşlerini, gelini bıraktıktan sonra döndükleri ülkelerinin padişahına da iletmişler. Duydukları çok sevindirmiş padişahı.



Onlar bu sevinci yaşaya dursunlar, biz gelelim Keloğlan’a. Keloğlan, gelinle birlikte ayıların sarayına yerleşmiş. Hep birlikte



mutluluk içinde yaşıyor Günlerden bir gün, tilki Keloğlan’a:



“Ben ölürsem ne yaparsın Kel Kardeş?” diye sormuş.



Aman demiş, Keloğlan, Böyle şeyden söz açma, konusu bile güzel değil.”



“Güzel olmadığını ben de biliyorum. Ama dünyada kazık çakan var mı? Elbet bir gün ben de öleceğim.”



“Kimin kimden önce öleceği belli olmaz ya, ama sen benden önce ölürsen, bu sarayın karşısına bir saray yaptırır, seni de içine gömerim. Her sabah, her akşam seni ziyaret ederim.”



Tilki, “bunun lafı güzel ya, eylemi nasıl” diye düşünmüş. ir gün, sarayın ortasına ölü gibi yatmış. Keloğlan da ava gitmişmiş. Keloğlan’ın karısı, saçlarını yolup ağlamaya başlamış. Keloğlan gelmiş ki, karısının gözleri kan yaş içinde.



“Niye ağlıyorsun, hanım? Nedir bu halin?”



“Nasıl ağlamam, baksana, arkadaşın tilki öldü.”



“Ohhooo, ağladığın şeye bak, aslı astarı bir tilki değil mi, ölse n’olur, kalsa n’olur?..”



Böyle demesiyle tilkiyi kuyruğundan tutması bir olmuş. Tilki fırlayınca, kuyruğu Keloğlan’ın elinde kalmış. Tilki, kapıdan çıkıp pencereye gelmiş:



“Hey, Allah’ın Keloğlan’ı, demek, senin iyiliğe karşılığın bu!” demiş, başını alıp gitmiş.



Bu lafı duyar duymaz, Keloğlan’ın karısı daha yüksek sesle ağlamaya başlamış:



“Vay başıma gelenler! Vay, benim kara talihim! Kocam bir Keloğlanmış da haberim yokmuş!” diye dövünmüş.



Keloğlan, tilkinin oyunu yüzünden bunun açığa çıktığını anlayınca, tüfeğini kaptığı gibi ormana doğru koşmuş. Tilkiyi ortadan kaldırmakmış amacı. Ama tilkiyi aradınsa bul! Çaresiz, eve dönmüş. Karısına:



“Bir tilkinin sözüne inanılır mı hanım? Ben Keloğlan olsam, böyle saraylarda oturabilir miyim? Kelin tarağı yoktur ki başını kaşı sın. Hadi, ağlayıp beni de üzme.” Demiş.



Karısı bir şey söylememiş söylememesine ya, gene de içi burulmuş.



Neyse, biz karıyla kocayı baş başa bırakalım, gelelim Tilkiye...



Tilki alıp başını dağlara kaçmış. Keloğlan da bu iyilik bilmezliği gördükten sonra, hiçbir insan yüzü görmek istememiş. Aralarına katıldığı tilkiler rahat vermemişler bizim tilkiye. Kuyruğu olmadığı için onunla, Kuyruksuz... Kuyruksuz..” diye alay etmişler. Tilki, içinden, “Ben gösteririm size kuyruksuzu...” demiş, bunca iyilik yaptığım Keloğlan’dan bu kötülüğü gördükten sonra, siz mi beni koruyacaksınız?.. Size bir oyun oynayayım da görün!”



Bir gün, tilkilere:



“Şu dağın yamacında bir bağ var; dünya gezdim, böylesini görmedim. Her bir üzüm tanesi, öküz gözü kadar. Gelin, oraya gidip üzüm yiyelim.” Demiş.



Tilkiler her şeye dayanırlarmış da üzüm söz konusu olunca da yanamazlarmış. Hemen düşmüşler bizim tilkinin ardına, bağa gelmişler. Gerçekten, tilkinin dediği gibiymiş üzümler.



Bakın, demiş tilki, “Bu bağ benim kardeşimin bağıdır. Bir salkımdan fazla üzüm yemeyin.” “Yemeyiz, yemeyiz” demişler. “Sözünüze inanmam. Keloğlan’a inandım da ne oldu? İyisi mi, kuyruklarını bir kütüğe bağlayayım da, bağın üstünden girip altından çıkmayın. Ben, tepeden bakarım, bekçinin geldiğini görünce size haber veririm. Hemen gelir kuyruğunuzu çözerim; hep birlikte kaçarız.”



Oldu demişler öbür tilkiler. Bizim tilki, hepsinin kuyruklarını kütüğe ayrı ayrı bağlamış, sonra da bağın dışına çıkarak başlamış bağırmaya:



“Bekçi dayı, bekçi dayı!.. Tilkiler bağı bastı, duymadım mı? Elini çabuk tut, yoksa ne üzüm ne yaprak...”



Tilkiler bunu duyunca, bakmışlar pabuç pahalı; kaçmaya davranmışlar. Yallah! Demeleriyle, hepsinin kuyruğu kütükte kalmış. Onlarda olmuşlar birer kuyruksuz tilki.



“Ben tuzağa düştüm de ondan böyle kuyruksuz kaldım,” demiş bizim tilki, “siz de anlayın tuzağa düşmenin ne olduğunu da, her gördüğünüzle alay etmekten vazgeçin!”



Böyle demiş, başını alıp ıssız dağlara gitmiş.






Bu sayfayı arkadaşına gönder.

e-Posta Adresin Arkadaşının e-Posta Adresi



Geleceği gören magazin haber portalı >>> gece24.com | Magazin Haber Portalı

Sponsor Bağlantılar


En Çok Okunan Masallar

En Son Okunan Masallar

Reytingi Yüksek Masallar

Rastgele Masallar

En Çok Okunan Tekerlemeler

En Çok Okunan Hikayeler

En Çok Okunan Masallar

En Reytingli Tekerlemeler

En Reytingli Hikayeler

Anasayfa | Rastgele Masal | Top 100 | Sen De Gönder | İletişim
banasiteyap.net herkesemasal.com © 2008 - 2012