Herkese Masal
Pikavippi maksuajalla edullisin pikavippi fin-ov.com.
Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle

Sponsor Bağlantılar


Kategoriler





Sitemizde toplam 425 masal ve hikaye bulunmaktadır.

1 3 6 7 A B C Ç D E F G H İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z





Kategorisi - Masallar
Ekleyen - Admin
Eklenme Tarihi - 13.07.2008
2
4,5
Rating:9,0 yıldız
Görüntülenme: 2339

 Oy ver...


Yedi Odalı Saray

Bir zamanlar, bir orman köyünde yoksul bir oduncu ailesi ya şarmış. Adam, kestiği odunları şehre götürerek satar, ailesine bakarmış. Kadın, eve su taşır, meyve toplar, tarlalarında yetiştir dikleri sebzelerden yemek yaparmış.



Bir gün bu mutlu karı kocanın nur topu gibi bir oğlu olmuş. Çocuk doğduğunda, adam şehre odun satmaya gittiği için bütün işler kadına kalmış. Kadıncağız yeni doğum yapmış haliyle yataktan kalkmış, kucağına bebeğıni, eline su kovasını alarak su kenarına gitmiş.



Bebeğini çimenlerin üzerine bırakmış. Kabını su ile doldurmak için çağlayanın sularına uzatmış. Çok bitkin olduğu için dizleri titriyor, gözleri kararıyormuş.



Birden gücünün tükendiğini hissetmış. Dengesini kaybederek ağlayana yuvarlanmış. Ne olduğunu anlayamadan suyun akışına kapı1mış...



o sırada olanlardan habersiz olan bebecik, başına gelenleri anlamış gibi, ağlıyor, bağırıyormuş... Ancak sesini duyan olmamış.



Bebecik böyle durmadan ağlarken, bir dişi kaplan, onun sesini işitmiş. Aramış taramış, bebeciği bulmuş. Bakmış ki bu kendi yavruları gibi ufacık bebeği yemeye kıyamamış.



Onu emzirmeye başlamış.



Karnı çok acıkan küçük bebecik memelerine yapışmış kana kana süt emmiş.



Kaplan, bir köşeye gizlenerek beklemeye başlamış. Ortalık kararıp da bebeği almaya gelen olmadığını görünce, onun kimsesiz olduğunu anlamış. Bebeğin durumuna çok acımış. Bebeğin yanına yeniden yaklaşarak kundağını dişlerinin arasına almış. Bebeciği bu halde kendi yuvasına taşımış.



O günden sonra bebecik kaplan yavrularıyla oynayarak, kaplan sütü emerek büyümüş. Çok çabuk büyümüş, güçlenmiş. Anne kaplan onun iriliğiyle ve güçlülüğüyle övünüyormuş. Diğer dişi kaplanlara yavrusunu gösteriyor, böbürleniyormuş. Öbür dişi kaplanlar, bu iri ve güçlü yavruya sahip olduğu için dişi kaplanı çok kıskanıyormuş.



Bebecik iyice büyüyüp de yiğit bir delikanlıya dönüşünce ormandaki kaplanlar telaşa düşmüşler.



Kaplanı büyüten dişi kaplan da düşünceliymiş. Çünkü bu, tıpkı



yakınlarını öldüren insanoğluna benziyormuş.



Böylece kaplanlar aralarında anlaşmışlar. Düşmanlığını kazanmadan bu insanoğlundan kurtulmanın yollarını aramaya başlamışlar.



Kaplan anne içi sızlaya sızlaya:



-Biz, bu ormandakiler olarak dağa çıkıyoruz. Akşam olmadan döneriz, sen burada ormanı, yuvamızı bekle, demiş.



Bizim yiğit delikanlı kaplan annesinin sözlerini dinlemiş. Ormandaki tüm kaplanların kendisini terk ettiğinden habersizmiş. Günlerce beklemiş, beklemiş... Ancak kaplanların hiçbir geri dönmemiş.



Böylece geyikler, ceylanlar, kuşlar, sincaplar, ormandaki tüm hayvanlar korkusuzca ormanda dolaşmaya başlamışlar. Yiğit delikanlının kaplanları korkutup kaçırdığını sanmışlar. Delikanlıya sevgi dolu gözlerle bakmaya başlamışlar.



Kaplan annesinin ve kardeşlerinin dönmediğini anlayan delikanlı her yerde onları aramaya başlamış. Ancak hiçbir yerde bulamamış. Gözyaşları içinde inlerine geri dönmüş.



Bir gün bir şehzade ormanda ava çıkmış. Delikanlı kendisine benzeyen birtakım kişiler görünce çok şaşırmış.



Şehzade ve askerleri de delikanlıyı görünce çok şaşırmışlar. Çünkü çıplak ve vahşi duruşuyla korkutucu görünüyormuş.



Şehzade, adamlarına buyurarak delikanlıyı güzelce bağlatmış. Delikanlı olanlardan hiçbir şey anlamamış. Sessizce başına gelecekleri beklemeye başlamış.



Şehzade, birim delikanlıyı alarak sarayına götürmüş. Onu büyük bir kafesin içine kapatmış. Sonra tüm zamanını onunla konuşmaya çalışarak geçirmeye başlamış.



Aradan aylar geçmiş. Delikanlı her geçen gün insanların yaşamına daha çok alışır olmuş.



Kendisine söylenilen sözleri anlamaya, basit sözcükleri kullanmaya başlamış.



Şehzade, bir süre sonra delikanlıyı kafesten çıkarmış. Onunla arkadaşlık etmeye başlamış. Bir süre sonra delikanlı herkes gibi giyinmeye, konuşmaya, dinlemeye, gülmeye, okumaya, yazmaya başlamış. Görgü kurallarını bile öğrenmiş. Şehzadenin en iyi dostu olmuş.



Bir gün şehzadenin padişah babası bir komşu padişahıyla savaşmaya karar vermiş. Çünkü komşu ülkenin padişahı durmadan saldırıda bulunuyormuş.



Derken savaş başlamış. Delikanlı güçlü gövdesiyle en önde savaşıyor, düşman askerlerini kılıçtan geçiriyormuş.



Böylece düşman kısa sürede yenilerek geri çekilmiş.



Şehzadenin babası olan padişah da bu başarısı karşısında onu kahraman ilan etmiş ve delikanlıyı Özgür bırakmış.



Şehzade, delikanlıya:



-Saraydan gidecek misin? Bunca yıldır arkadaşlık ettik. Sen olmayınca çok yalnız kalacağım.



Delikanlı karşılık vermiş:



-Senin iyiliğini hiç unutamam. Beni ormandan alıp gerçek kimliğime kavuşturdun. Ancak ben, başıma gelenleri öğrenmek istiyorum. Kendimi bildim bileli ormanda, kaplanların arasında yaşadım. Başıma gelenler öğrenmedikçe mutlu olamam. Her şeyi öğrendiğimde yine sana dönerim, arkadaşlık ederiz, demiş.



Şehzade onun bu isteğini haklı bularak boynunu bükmüş, biricik arkadaşının gidişine üzülerek de olsa razı olmuş.



Padişah, bu yiğit delikanlıya sihirli atını, sihirli kılıcını ve sihirli yüzüğünü armağan etmiş. Ona:



-Bu at seni istediğin her yere bir saniye içinde götürecek, bu kılıçla tüm düşmanlarını yenebilirsin, bu yüzük de seni her türlü kötülükten koruyacak, demiş. Bunları kimse senin elinden alamaz. Her kim bunlardan birini alacak olursa o aynı anda sana geri dönecektir, demiş.



Yiğit delikanlı sihirli atına binmiş, sihirli kılıcını beline asmış, sihirli yüzüğünü de parmağına takmış. Padişahla şehzadeyi kucaklayarak yollara düşmüş.



Günlerce yol almış. Sonunda terk edilmiş, harap bir hana varmış. Sihirli atını da yanına alarak hanın geniş kapısından içeri girmiş. Bir de ne görsün? 0 yıkık dökük hanın içi muhteşem bir



saray değil miymiş?



Yiğit delikanlı atını bir kenara bırakarak bu ilginç sarayda dolaşmaya başlamış. Karşısına çıkan ilk kapıyı açmış. Bu kapı uzun bir koridora açılıyormuş. Koridorda birbiri ardınca sıralanan pek çok oda varmış. Delikanlı bu kapıları tek tek açmaya karar vermiş.



Birinci kapıyı yavaşça açarak içeriye girmiş. Bir de ne görsün! Kocaman bir köpek, tüylü bir kedinin tüylerini tarıyor. Kedi de minicik pençesiyle bir fareyi besliyor. Delikanlı şaşkınlıkla bunlara bakarken derinden bir ses işitmiş.



-Yiğidim! Yiğidim! Bu odanın adı ne?



Delikanlı biraz korkmuş, biraz şaşırmış yine de yanıt vermiş:



- Dost1u k!



Delikanlının yanıtı üzerine oda birden aydınlanmış; kedi, köpek ve fare yok olmuş. Bunların yerini birbirinden güzel yemeklerle donatılmış bir masa almış. Şehzade masaya oturarak güzelce karnını doyurmuş.



Sonra yine koridora çıkarak ikinci odaya girmiş. Bir de ne görsün!



Küçük bir çocuk, yaşlı bir kadına yemek yediriyor. Bir köşede duran genç bir kadın da çocuğun giysisini onarıyor. Odadaki herkes bir diğeri için bir şeyler yapıyor. Bütün bunlara şaşkınlıkla bakan delikanlı derinden gelen bir ses işitmiş:



-Yiğidim! Yiğidim! Bu odanın adı ne?



Delikanlı bu kez korkmadan yanıtlamış:



-Yardımlaşma!



Bu yanıt üzerine oda birden aydınlanmış. Odadakilerin tamamı yok olmuş. Onların yerini küme altınlar, elmaslar, yakutlar almış. O derinden gelen ses:



-Bunlar senin yiğidim! Bunlar senin yiğidim! Diyormuş.



Delikanlı, bu mücevherleri tüm odaları dolaştıktan sonra almaya karar vererek koridora çıkmış. Hemen ardından da üçüncü odaya girmiş. Girmiş de ne görmüş?



Delikanlı rüya görüyor gibiymiş. Odanın içi bin bir türlü güzel çiçeklerle, renk renk kelebeklerle doluymuş. Çiçeklerden çıkan mis kokular her yere yayılıyormuş. Delikanlı dikkatle bakınca onların kelebek değil küçük peri kızları olduğunu anlamış. 0 sırada derinden gelen sesi yine işitmiş:



-Yiğidim! Yiğidim! Bu odanın adı ne?



Delikanlı hiç korkmadan karşılık vermiş:



-Sihir!



Bu yanıt üzerine oda aydınlanmış. Çiçekler ve peri kızları yok olmuşlar. Bunların yerini odanın tam ortasında oturan güzeller güzeli bir peri kızı almış. Peri kızı delikanlıya padişahlara yaraşır, sihirli bir giysi uzatmış. Delikanlı hiç çekinmeden bu giysiyi almış, bir köşeye çekilerek giyinmiş. Sihirli kılıcını yine beline kuşanmış.



Peri kızına teşekkür etmek için döndüğünde odada kimseyi bulamamış. Yeniden koridora çıkıp dördüncü odaya girmiş.



Bir de ne görsün? Yedi başlı, yedi kollu bir canavar ağzından alevler saçarak kükremiyor mu?



Delikanlı hiç korkmamış. Ejderha öyle bir kükrüyormuş ki yer gök inliyor, duvarlar sarsılıyormuş. Delikanlı ona dikkatle bakmış. Birden onun dişinin ağrıdığını anlamış. Korkusuzca ejderhaya yaklaşmış. El kol işaretleriyle dişine dokunmak istediğini belirtmiş.



Canı çok yanan ejderha, bir çocuk gibi eğilmiş. Ağzından çıkan ateşi durdurarak ağrıyan dişini koca parmağıyla göstermiş. Bunun üzerine delikanlı yüzüğüne buyurmuş: “Ejderhanın dişini hemen iyileştir!”



Yüzükten çıkarak uçuşan beyaz pırıltılar ejderhanın dişine sarmışlar. Diş, bir anda eskisi kadar Sağlıklı olmuş, ejderha da acı çekmekten kurtulmuş.



Delikanlı tam ejderhaya gülümserken o derinden gelen sesi yine işitmiş:



-Yiğidim! Yiğidim! Bu odanın adı ne? Delikanlı yanıtlamış:



-Acı!



Bu yanıt üzerine ortalık aydınlanmış, ejderha da yok olmuş.



Artık onun bulunduğu yerde altın bir anahtar duruyormuş.



o derinden gelen ses yine konuşmuş:



-Yiğidim! Anahtarı al! Yiğidim anahtarı al!



Delikanlı anahtarı cebine koyarak koridora çıkmış. Bu kez beşinci odanın kapısından içeriye girmiş.



Bir de ne görsün? Güneş ve Ay odanın tam ortasında durmuyor mu? Üstelik bir çok cüce ellerindeki bezlerle Güneş’le Ay parlatıyor. Delikanlı çok şaşırmış. 0 sırada derinden gelen sesi işitmiş.



-Yiğidim! Yiğidim! Bu odanın adı ne?



Delikanlı hiç düşünmeden yanıt vermiş:



- Sevgi!



Oda birden aydınlanmış. Güneş, Ay ve cüceler ortalıktan kaybolmuş. Onların bulunduğu yerde artık elmas bir anahtar duruyormuş. Delikanlı o sesi yine işitmiş:



-Yiğidim! Elmas anahtarı al!



Delikanlı elmas anahtarı alarak odadan çıkmış. Altıncı kapıya gitmiş. Ancak bu kapı kilitliymiş. Bunun üzerine delikanlı elmas anahtarla kapıyı açmayı denemiş. Kapı açılmamış. Bu kez altın anahtarı çıkarmış, onu kilide sokunca kapı açılıvermiş.



Delikanlı altıncı odaya girmiş. Bir de ne görsün? Odanın tam ortasında, pembe renkli, muhteşem güzellikte kocaman bir çiçek durmuyor mu? Delikanlı çiçeğin güzelliğine hayran olmaktan kendini alamamış. Tam bu sırada derinlerden gelen o sesi işitmiş.



-Yiğidim! Yiğidim! Bu odanın adı ne?



Delikanlı yanıt vermiş:



-Güzellik!



O an ortalık aydınlanmış, çiçek birden gözden kaybolmuş. Çiçeğin yerinde dünyalar güzeli bir genç kız duruyormuş.



Derinden gelen ses yine konuşmuş:



-Yiğidim! Yiğidim! Bu güzel kız senin eşindir!



Delikanlı görür görmez aşık olduğu bu kıza doğru yürümüş.



Onun uzattığı elini tutarak odadan kızla birlikte çıkmış.



- Hiçbir şey söylemeden yedinci kapıya yönelmiş. Bu kapı da kilitliymiş. Cebindeki elmas anahtarı çıkararak bu kapıyı açmış. Ye dinci odaya, genç kızla birlikte girmiş.



Bir de ne görsün? Odanın ortasında gözyaşı döken yaşlı bir kadın oturmuyor mu? Tam o sırada delikanlı o derinden gelen sesi



yine işitmiş:



-Yiğidim! Yiğidim! Bu odanın adı nedir?



Delikanlı hiç düşünmeden yanıtlamış:



-Sevgi!



o sırada gözü yaşlı kadın ortalıktan yok olmuş. Yerini oduncuyla karısı almış. İkisi de ellerini uzatmış, delikanlıyı kucaklama ister gibi duruyorlarmış.



Delikanlı çok şaşırmış. Bu sırada derinden gelen o sesi yine



işitmiş:



-Yiğidim! Yiğidim! İşte senin annenle babanl



Delikanlı ok gibi yerinden fırlayarak anne ve babasını kucaklamış. Oduncuyla karısı gözyaşları içinde oğullarına sarılıyor, öpüyorlarmış.



Derken güzeller güzeli kız yanlarına yaklaşmış. Oduncuyla karısının ellerini öpmüş. Delikanlı bu güzel kıza dönerek:



-Seni görür görmez sevdim, benim eşim olur musun? Diye sormuş. Güzel kız ilk kez konuşmuş:



-Ben senin kısmetinim. Yıllardır yollarını gözlüyordum. Sonunda geldin, yedi soruyu bilerek sınavdan başarıyla geçtin.



Bütün mutlulukları elde etmeyi hak ettin, demiş.



o sırada büyük bir gürültü kopmuş. Yer gök güçlü bir şekilde sarsılmaya başlamış. Delikanlı, güzel eşi, oduncu ve karısı kendilerini oduncunun kulübesinin bulunduğu yerde bulmuşlar. Ancak kulübenin yerinde artık muhteşem bir saray bulunuyormuş. Halk sarayın önünde toplanmış, böyle kahraman bir oğlu olduğu için oduncuyu tahta oturtarak padişah ilan etmişler.



Delikanlı o günden sonra bir şehzade olmuş. Annesi, babası ve eşiyle birlikte çok mutlu bir yaşam sürmüş.






Bu sayfayı arkadaşına gönder.

e-Posta Adresin Arkadaşının e-Posta Adresi



Geleceği gören magazin haber portalı >>> gece24.com | Magazin Haber Portalı

Sponsor Bağlantılar


En Çok Okunan Masallar

En Son Okunan Masallar

Reytingi Yüksek Masallar

Rastgele Masallar

En Çok Okunan Tekerlemeler

En Çok Okunan Hikayeler

En Çok Okunan Masallar

En Reytingli Tekerlemeler

En Reytingli Hikayeler

Anasayfa | Rastgele Masal | Top 100 | Sen De Gönder | İletişim
banasiteyap.net herkesemasal.com © 2008 - 2013